AŞK-I MUAMMA (AYKOLİK)

Aşk-ı Muamma, 2005 Eylül’ünde Aykolik adıyla basılan romanın gözden geçirilip düzenlenmiş yeniden basımı. Bir aşk ve hüzün kitabı olduğunu söylemek mümkün. Üç arkadaşın birbirinin yaşamına etkisi, yaşadıkları aşklar karşısındaki tavırları başkarakter Revnak’ın bakış açısından anlatılıyor.

 

Kitap sevgiliye yazılan aşk mektuplarından, şiirlerden ve anı parçalarından oluşuyor. Revnak, sevgilisi Ceren’ i beklediği Sirkeci rıhtımından evinin bulunduğu Eyüp’ e doğru eli ve kalbi boş olarak dönerken geçmişi, kendisinin ve arkadaşlarının hüzünle dolu aşk maceralarını hatırlıyor. Böylece ortaya şiirlerin, şarkıların ve İstanbul’un el ele tutuştuğu bir roman çıkıyor.

cArleone

GENEL BİLGİLER

DEĞERLENDİRMELER

YORUMLAR

  • ARKA KAPAK

    Yenildim ey aşk, al beni ayaklarının altına…

     

    “Aşk nedir ki hem? Nedir aşk?

    Hayatı acınası bir öyküye dönüştüren, mutluluktan çok kederle dolu, içinden çıkılamayan zifir bir zindandan başka nedir aşk?

    Zihnimde biriken farklı aşkları –Mehri’yle İlkay’ı, Hazan’la Emel’i ve ikimizi– düşünüyor, aşk dediğimiz şeyin hepimizin yaşantısını nasıl paramparça ettiğini görüyorum. Yaşananlar ne denli farklıysa da elimizde kalan hep aynı: Acı, hüzün, keder yüklü, seneler boyu bıkıp usanmadan içimizi sızlatacak olan ayrılık –aşkın kan kardeşi ayrılık. ”

     

    Edebiyatımızın sıradışı kalemi Aşkın Güngör, üç yakın arkadaşın aşkla sarmalanınca karışan hayatını anlatıyor.

    Aşk, çözülmesi gereken gizem, kalbe yağan yağmur, zihni savuran boran oluyor bu kitapta ve ona kapılanlar yalnızlığın soğuk sokaklarında yürümeyi gönüllü üstlenenlerin gölgesi haline dönüşüyor.

    Aşk neydi, hatırlamak isteyenler için....

  • KÜNYE

    Kitap Adı: Aşk-ı Muamma

    Basım Yılı: Temmuz 2016

    Türü: Roman

    Sayfa Sayısı: 152

    Kapak: Aşkın Güngör

    Yayıncı: AYA Kitap

     

    Kitap Adı: Aykolik

    Basım Yılı: Eylül 2005

    Türü: Roman

    Sayfa Sayısı: 104

    Kapak: Aşkın Güngör

    Yayıncı: BU Yayınevi

  • KİTAPTAN BİR BÖLÜM 1

    HAZAN İLE EMEL

     

    Söyledim sonunda. ‘Seviyorum seni’ dedim. ‘Bak, yendim içimdeki utangaç çocuğu. Bak, yendim de geldim yüzünün diyarına…’

     

    Söyledim sonunda. ‘Seviyorum seni’ dedim. ‘Hadi, uzansana tenine dokunmak için çıldıran parmaklarıma. Hadi, dudaklarımın mührünü dudağınla açsana…’

     

    Söyledim sonunda. ‘Seviyorum seni’ dedim. ‘Bunca zamandır söylemediğim her şeyi yığdım aklıma. Heybemde ışıl ışıl umutlarla, benzeri yaşanmamış bir sevda getirdim sana…’

     

    Söyledim sonunda. ‘Seviyorum seni’ dedim. ‘Söylemekten korktum, anlasana. Anlasana, korktum yitirmekten düşlerin en güzelini. Seni sensiz yaşamaktan çok korktum, anlasana…’

     

    Ve dedi ki Emel, bakışlarını uzaklara kaçırıp. ‘Çok geç kaldın ama. Bitti umudum benim. Hani uzun yolculuklarda şirin mi şirin köylerin kıyısından geçersin ya otobüsle… Hani, içinden bir şey geri de kalmak ister ya… Hani, saçların gibi dalgalanan düşlerini çekiştirir de gidersin ya gene de… Hani, o köy daima kalbinde kalacaktır da, sen giden –hep giden, durmadan giden, aralıksız giden– yolda menzile ilerleyeceksindir ya…’

     

    Ve dedi ki Emel, bakışlarını uzaklara kaçırıp. ‘Ben de öyle gidiyorum işte. Hani, ellerinden kayıp yere düşünce bin parçaya bölünür ya cam… Hani, dalından kopan çiçeğin kökü kalır ya toprakta… Hani, gül cesetlerini sevda imgesi yapacak kadar gözü döner ya insanın…’

     

    Ve dedi ki Emel, bakışlarını uzaklara kaçırıp. ‘Başka biri söyledi beni sevdiğini senden önce. Hani, kalp birine aittir de anlar ya sarsılarak o kalbin kendine yâr olmayacağını… Hani, başka bir kalbin merhemiyle gidermek ister ya içinde açılan yarayı… Hani, ait olduğu kalbin kanatan ihmalini unutmak ister ya…’

     

    Ve dedi ki Emel, bakışlarını uzaklara kaçırıp. ‘Ben de aldım, kabullendim başka birinin merhem olan kalbini ve onun ömrüne aidim şimdi. Hani… Hani… Hani…’

     

  • KİTAPTAN BİR BÖLÜM 2

    İKİZLER BURCU MEVSİMİ

     

    Mutlak bir sessizlik içindeyim. Sana yazıyorum yine, sana. Ve öğreniyorum yazdıkça: İnsan unutur. İnsan her zaman dilediği kalpte değildir. İnsan… İnsan işte.

     

    Mevsim sıcak geçiyor. Sabahları tenleri kavuran güneş öğle vakitlerinde aşk cinayetleri işliyor. Akşamüstleri huzurlu bir serinlik yalıyor şehrin yanan kalbini… Mevsim İkizler Burcu’nda – bir yaptığı diğerini tutmuyor.

     

    Kelimelerin sandığım kadar güçlü olmadığını düşünüyorum şimdi – ya da beklenenle bekleyenin her zaman benzer olmayacağını. Belki yaşamın karşıt kutuplarının gerekli kıldığı bir şey bu. Kim bilir?

     

    Peki, kim duyar gözlerinin ardından yüreğinin üzerine yakıcı yaşlar akıtan unutulmuş sevgililerin suskun çığlıklarını? Sevdalılar birbirinin yaşamına bu denli yabancıyken kulaklar da sağır olur mu dersin? Belki de asırlardır cevaplanmamış sorulardan biridir bu ve belki de…

     

    Ve belki de aşkı kuşanmak çocukluğu da kabullenmektir tekrar. Bu nedenle çabuk kırılır sevgililer. Kim bilir, belki de gerçekten aşk eskimektedir -ya da öylesine ahşap yüreklidir ki ağaçtan oyulduğu ilk andan beri eski bir zamana yansımaktadır- yani çok gerilerde kalmış –çok, çok gerilerde kalmış– unutmanın doğal sayılmadığı, her şeyin tüketilmek üzere yaratılmadığı bir çağdan modern zamanlara gelememiştir.

     

    Ne dersin, her şey gibi aşkın da bir sınırı mı olmalı? Yüreğimizi ve aklımızı verirken fazlaca kaptırmamalı mıyız kendimizi? Belki de düşler bizi aldatacak, Kurduğumuz hayaller boynu bükük kalacak… Ne dersin, taşıyabileceğinden fazla yük verilmemeli mi sevgilinin omuzlarına?

     

    Şimdi gözlerini kısarak bakıyorsun bu cümlelere, bakışında kocaman soru işaretleri. Sen bu durumdayken, ben uzaklarda bir yerlerde gülümsüyorum —belki ayaklarımın altında bir parça Haliç. Şiirlerimi sürüyorum gözlerime. Yo, büyüdüm kendi hayal kırıklarım üzerine ağlamayacak kadar. Yaşam, çünkü, her zaman lütufkâr değil.

     

    Ellerimde titreyen bir şey var, boğazımda serin bir buhar… Pencerem gene açık. Duman altı bir odada duman gibi dağılan varlığın dudaklarını büzerek ‘Unuttum’ diyor. Yüreğim acısa da suretim gülümsüyor bu hayalî hâline. Ellerin bu kadar uzakken, tenin bu kadar uzakken, göğüslerin bu kadar uzakken sadece bana ait olmanı beklemenin çocukluk olduğunu biliyorum. Yine de neylersin, dilemekten vazgeçmiyor yürek. Af edersin – seni abartılı bir aşkla, özlemle, bekleyişle yorduğum için af edersin.

     

    Tüller sabrı hatırlatarak kıpırdanıyor odaya sızmaya çalışan esinti nedeniyle. Zaman doluyor – Sadece bir ömür kaldı seni düşünecek – zaman doluyor. Bu komik oyun da bitiyor, baksana – kalbim bitiyor.

     

    Uyku fazla yakışıyor sana. Üzerine serilen o rehavet – o, bir şeylere hep geç kalma hissi – belki de hepsi benden sana akıyor. Aşk ‘yazı’ oluyor belki.

     

    Sayfalar birikiyor. Aklımdan dökülenler yazıya dönüştükçe hayalimdeki vefalı sevgiliyi öpüyorum – o düş tenli sevgili olmaktan kaçınanı öpüyorum – seni öpüyorum. Takvimlerin yaprakları birer birer dökülüyor.

     

    İşte, geçti artık. Zamanı aştık. Kalbinde ağır yaralı buldum kalbimi. Ve yine yazdım, af edersin. Çünkü biliyorum, yorgunsun; uyuyamıyorsun günlerden beri; sebepsiz bir titreme var yüreğinde ve sanki bir yerlere daima geç kalıyorsun. Biliyorum, düşüneceksin; ‘hayat ne kadar da zor’ diyeceksin kendine. Biliyorum, işin var: kalbinde kalbimi öldüreceksin – kalbinde kalbimi – yine.

     

    Artık son cümleleri kurguluyorum.

     

    Yarına gideceğim, hiç bakmadan ardıma.

     

    Hoşça kal sevdiceğim.

     

    Uykulara merhaba.

     

  • KİTAPTAN BİR BÖLÜM 3

    AYKOLİK OLMAK

     

    Şimdi yaptığım gibi.

     

    Şimdi…

     

    Şimdi seni çıkarıyorum huysuz kalbimden. Çocukluk anılarımla arınmaya çalışıyorum. Gülüşün, öpüşün, giderken avucumda bıraktığın parmak izleri yok olsun istiyorum.

     

    Çünkü acı veriyor seni düşünmek – gelmeyeceğini bile bile, yosun kokan bir rıhtımda, Allah’ın en karanlık nisan akşamı, anılarla cebelleşerek özlemek seni – seni böyle… nefes gibi özlemek.

     

    Aklımı terk etmen için anılara yöneliyorum. İçime saklıyorum kendimi. İzimi hep buluyorsun. Hınzır bir çocuk gibi geliyorsun peşimden. Kendini unutturmuyorsun. O zaman, şimdiki gibi, şiir olup akıyor gece, yıldızlarını ayıklıyorum. Uyak kaldırıyorum aşkın şerefine, dizeler içiyorum. Çakır keyif bakıyorum hayatın gözlerine.

     

    “Vay canına!” diyorum. “Vay canına! Ay’mış hayatın gözü! Ay! Tek gözünü kapatıp da bakmış hayat bunca zamandır bana!”

     

    İşte böyle – seni bu denli özledikçe – aykolik oluyorum.

     

    Her şeyi bırakıyorum geçmişin ellerinde. Kendime seni saklıyorum. Hüzünlü bir şiire dönüşüveriyor aşk.

     

  • SAHİDEN NEDİR BU AŞK? / TÜLAY GÜRLER KURTULUŞ / GAZETE VATAN

    “Yazı’nın var olduğu dünyada her şeyin mümkün olacağı”na inanan bir yazar Aşkın Güngör. Aşkı, “Hayatı acınası bir öyküye dönüştüren, mutluluktan çok kederle dolu, içinden çıkılamayan zifir bir zindandan başka bir şey değil” diye tanımlayan bir kalem. İlişkilerin sarpa sardığı, herkesin yaşadıklarını sorguladığı bir düzende, aşkı sorguluyor Aşk-ı Muamma’da.

     

    Aşk konusunda kaleme alınmış sayısız kitaba, şiire rağmen, biz okurlar bu konuda yazılanları okumaktan hiçbir zaman bıkmayacağız, diye düşündüm kitabı okurken. Çünkü bu kitapta olduğu gibi aşktan söz eden, ekseni aşk olan her kitapta aşkın, yazar tarafından başka türlü tanımlandığını, kahramanlarında başka türlü yaşatıldığını görüyoruz.

     

    KAYNAK

     

     

comments powered by Disqus
istatistikleri görün