Asteriks: Bir Deli Oğlan

 

Hayır, ciddi bir yazı bulamayacaksınız burada (Başlıktan da anladınız sanırım). Tek meselesi insanları eğlendirmek olan bir çizgi romanı zorlu terimlerle, ağdalı cümlelerle anlatmaya kalkışmayacağım. Çünkü bir: Akademik bir adam değilim ben (Tanrılara şükür). Ve iki: Asteriks hakkında yazmak isteyen içimdeki çocuk taraf; somurtkan, sıkıcı, ukala, “Herkesten çok ben bilirim,” diyen yetişkin taraf değil.

 

Her yağmurda çatısı akan gecekondumuza babamın elinden tutarak gelmişti Asteriks. Tercüman Çocuk adlı bir derginin arasına sıkışmıştı. Hopdediks’i de almıştı yanına (Hayır, Obeliks değil, onu o adla tanıdığımdan olsa gerek, dünyalar tatlısı o azman benim için hep Hopdediks oldu. Siz dilerseniz Obeliks ya da Oburiks demekte özgürsünüz). Asteriks’le ve Roma ordularına kök söktüren dostlarıyla böylece tanıştım.

 

Sokaklarda sağcılar solcuları öldürüyor, solcular sağcılara işkence ediyordu o sıralar. Gecenin bir yarısı yıldızlara doğru yükseliyordu silah sesleri. (Çocuktum ama biliyordum: Yıldızlar bu seslerden ürküyordu... Her yağmurda çatısı akan bir gecekonduda yaşayan tombul çocuğun da ürkerek kendi kalbine kaçtığının farkındaydı yıldızlar... Yıldızlar düşlere gizlenme mahareti olan bu çocuğa imreniyordu.)

 

Hem yetişkin hem de çocuk kalmayı başaran becerikli bir herifti Asteriks. Babama benzemiyordu. Boyuna bakmadan ortalığa atılıyor, her türlü sorunu aklıyla (aklıyla olmazsa bileğiyle) çözüyor, şefinden balıkçısına, sihirbazından müzisyenine herkese yol yordam öğretiyordu. Bu yazının gizli öznesi olan tombul çocuğa kahkahalar attırarak yapıyordu bunları hem de, onun kalbini de bir Galyalı köyüne dönüştürüyordu.

 

“Asteriks babama benzemiyordu,” diyorum ya, haksızlık etmeyeyim, Asteriks babaların hiçbirine benzemiyordu. Başka türlü bir herifti o. Uzun bıyıkları çenesine dek inse de birkaç karış boyu olan, buna karşın karizmasıyla karşısındakini titreten bir küçük-dev-adam.

 

Okuduğum bu ilk macera Asteriks Olimpiyatlarda adını taşıyordu. Küçük dev adamımız, yanına büyük dev adamımız Hopdediks’i de alarak olimpiyat oyunlarına katılıyor ve tabii herkesi geride bırakıp madalyaya ulaşıyordu.

 

O ilk okumada Asteriks’i sevmiştim, başkahramanımız oydu, tamam ama Hopdediks’e resmen hayran olmuştum. Resmedildiği hemen her karede kahkahalar attırıyordu bana. Kızması ayrı eğlenceliydi, küsmesi ayrı. Ustalar ustası ressam Uderzo karakterlerin her halini ustaca aktarıyordu sayfaya, kabul, ama Hopdediks’e bir başka özeniyordu sanki.

 

Aşağıdaki kareler demek istediğimi açıklayacaktır sanıyorum:

 

 

Asteriks ve Hopdediks’le (ve tabii Romalılara kök söktüren tüm diğer Galyalılarla) tanıştığım bu macerayı hiç unutmasam da, Asteriks’in diğer maceralarını okumak benim için hep keyifti. Yaş aldıkça terk ettiğim, çocukluğa ait sayfalarda bıraktığım diğer onlarca kahramana inat, Asteriks ve Galya evreni hayat boyu benimle birlikte oldu. Sıkıldığım, bunaldığım anlarda bir parça tebessüm için bile olsa ziyaret ettim onları ve bana hiç, “Neden geldin?” demediler.

 

Hal böyleyken, Asteriks’i anlatan bir yazıyı daha kolay kaleme almayı bekliyordum, yalan yok. Oysa şu satıra gelene dek sildiğim cümlelerin, çöp kutusunu boylayan müsveddelerin haddi hesabı yok.

 

Peki neden bu kadar zor Asteriks’i yazmak?

 

Sanıyorum öncelikli neden, ailemizden birilerini yazmanın her durumda güç olması. Birine ne denli yakınlaşırsanız tarafsız gözle bakma yetiniz o derece azalıyor. En azından benim Asteriks konusunda yaşadığım bu.

 

İkinci (ve aslında gerçek) nedense, okumayı bilen hemen herkesin çok iyi tanıdığı birini anlatacak özgün cümleleri kurgulayabilmenin zorluğu. Yine de yazıyı kendimize aracı ederek bir deneyelim bakalım:

 

M.Ö. 50 yılındayız. Bütün Galya Roma işgali altında. Hey, durun biraz... “Bütün Galya” mı dedim ben? Hayır, hayır, domuzuna dek inatçı küçük bir köy bu işgale karşı direnmekte. Totoryum, Akvaryum, Toplantıyum ve Laudanyum garnizonlarınca çevrelenmiş durumda olmasına karşın hem de.

 

İşte, Asteriks bu köyde yaşıyor. Birkaç karışlık boyu, sırça bıyıklarıyla bir küçük dev adam o. Köy yaşayanları arasındaki anlaşmazlıklarda (ki bu anlaşmazlıklar pek fazlaca oluyor) karar mercilerinden biri. Tarafların birbirini pataklamasına her zaman engel olamasa da, görüşleri en az büyücü Hokuspokus kadar değerli.

 

Birkaç kez yineleyerek Asteriks’in boy kısalığına değindiğimin ve yine ona tekrar tekrar küçük dev adam dediğimin farkındasınız. Bunu bilerek yaptım. Çünkü Asteriks’in karakter yaratımı sürecinde bu boy hadisesinin kasıtlı bir seçim olduğuna inanıyorum.

 

Gerçi Galya köyündeki hemen herkes yetişkin görünümündeki çocuklar gibidir. Hiç olmayacak bir meseleden birbirlerine girdikleri gibi, ortak bir tehdit karşısında da kenetleniverirler. Yine de, karakterlerindeki bu çocuksuluğa karşın, hiçbiri görünüş olarak çocuğu andırmaz. Tüm saflığına ve serinin itici gücü olmasına karşın Hopdediks bile.

 

Asteriks de diğerleri gibi o köyün bir parçasıdır, ama aynı zamanda başka bir yerde de durur. Genellikle daha aklıselim, daha mantığa yatkın bir çizgide. Bu haliyle, çocuksu yetişkinlerin arasındaki olgun çocuk konumundadır neredeyse.

 

Ustalar Uderzo ve Goscinny, küçük okurların özdeşleşeceği, kendilerini yerine koyabileceği bir karakter yaratmıştır Asteriks’le. Büyükler bozacak, Asteriks yapacaktır; büyükler dağıtacak, Asteriks toparlayacaktır; büyükler yitirecek, Asteriks bulacaktır. Zıtlıklardan beslenen bu fikir tutar. Çocuklar eğlenceli onlarca karakterin yanı sıra Asteriks’le özdeşleşmenin sihirli gücüyle de sarılır seriye. Geriye kuşatılacak diğer kale, Yetişkinler Cephesi kalmıştır.

 

Hemen her usta işi eser gibi Asteriks de katmanlara sarar anlatısını. Ön planda pek eğlenceli bir şeyler olagelmekteyken, arka planda gerçek hayata (ya da insanlık hallerine yönelik) çok yerinde göndermeler vardır. Küçük okur için absürd bir cümleden ibaret olan bir konuşma balonunda yetişkin okur dünya siyasetine yönelik çok yerinde bir hicivle karşılaşıverir. Benzer şekilde, örneğin Hopdediks’in karşılıksız bir aşk sonrası depresyona girip dört domuzdan bir domuza inen öğle yemeği yetişkin okurla çocuk okura farklı kademelerde hitap eder.

 

İşin aslı, tüm bunlar usta Goscinny’nin yazınsal dehasının ürünüdür ve Uderzo’nun dinamik, eğlenceli, muhteşem çizgisi bu dehaya en üst seviyede destek verir. Öyle ki, Goscinny’nin Morris’le ortaklığı sonucu oluşan Red Kit’i (Lucky Luke) bile fersahlarca geride bırakır bu ortaklığın meyvesi.

 

Ve öyle bir meyvedir ki bu, Goscinny’nin zamansız ölümünden sonra senaryoyu da üstlenen Uderzo’nun yaptığı hayati hatalar bile Asteriks’e ve onun eğlenceli dostlarına küsmenize olanak vermez. Kendi kendinize, otuz senedir okuduğunuz bu şaheser seriyi bir otuz sene daha okuma sözü verirsiniz.

 

Gerçek sanat da bunu söyletebilmek değil midir zaten?

 

Aşkın Güngör, 10 Ocak 2011

 

 

 

 

comments powered by Disqus

istatistikleri görün