SALDIRGAN MASUM ANNEM

Annem memureye bir şeyler daha söyledi, elleriyle havayı tırmaladı, yaşlı kadına dönüp yine heyecanla bir şeyler anlattı. Ardından sol kolunu havaya kaldırıp hızla bankoya vurdu. Bu kez yaşlı kadın da belli belirsiz gerilemişti. Tedirgin olduğu belliydi. Annem kendi ekseninde tam tur döndü. Havadaki eli geniş bir kavis çizerek savruldu ve…

İnanılır gibi değildi ama annemin eli yaşlı kadının suratında patladı. Zavallıcık geriye savruldu. Sırtüstü yere düştü. Kolunda nazikçe taşıdığı küçük çanta geriye bir yerlere uçtu.

Ona bir an şaşkınlıkla bakan annem şok geçirmiş gibi görünüyordu. Elleriyle ağzını kapadı. Sonra da yerde boylu boyunca uzanan yaşlı kadının üstüne atıldı.

Aşkın Güngör yine soluk soluğa bir serüven sunuyor bize. Kıvırcık, Çalı, Sırık, Şapşik ve saldırgan masum anne... Ha, Fırfır'ı da unutmamak gerek bu kez...

cArleone

GENEL BİLGİLER

DEĞERLENDİRMELER

YORUM YAP

  • ARKA KAPAK

    Annem memureye bir şeyler daha söyledi, elleriyle havayı tırmaladı, yaşlı kadına dönüp yine heyecanla bir şeyler anlattı. Ardından sol kolunu havaya kaldırıp hızla bankoya vurdu. Bu kez yaşlı kadın da belli belirsiz gerilemişti. Tedirgin olduğu belliydi. Annem kendi ekseninde tam tur döndü. Havadaki eli geniş bir kavis çizerek savruldu ve…

    İnanılır gibi değildi ama annemin eli yaşlı kadının suratında patladı. Zavallıcık geriye savruldu. Sırtüstü yere düştü. Kolunda nazikçe taşıdığı küçük çanta geriye bir yerlere uçtu.

    Ona bir an şaşkınlıkla bakan annem şok geçirmiş gibi görünüyordu. Elleriyle ağzını kapadı. Sonra da yerde boylu boyunca uzanan yaşlı kadının üstüne atıldı.

    Aşkın Güngör yine soluk soluğa bir serüven sunuyor bize. Kıvırcık, Çalı, Sırık, Şapşik ve saldırgan masum anne... Ha, Fırfır'ı da unutmamak gerek bu kez...

  • KÜNYE

    Saldırgan Masum Annem

    Resimleyen: Berk Öztürk

    ISBN: 978-975-22-0697-7

    Ebat: 13,5x21,5 cm

    216 sayfa, holmen, renkli resimli

    10 yaş ve üzeri, roman

    Temalar: Mizah, polisiye

    Yayıncı: BİLGİ YAYINEVİ

  • KİTAPTAN BİR BÖLÜM

    Ayakkabılarını portmantonun altındaki çekmeceye koymak için eğilen babam, doğrulduğu anda bizimle göz göze geldi. Gülümsedi ama yorgun ve keyifsiz görünüyordu. “Hayırdır?” dedi. “Niye toplaştınız buraya?”

    “Annem geldi zannettik,” dedim.

    “Yaa,” diyen babam kederle iç geçirdi. “Anlıyorum.”

    Onun kendisini değil de annemi beklememize bozulduğunu sanıp “Ama senin gelmen de iyi,” diye atıldım.

    Babam yine gülümsedi ama bu defaki az öncekinden de zavallı bir denemeydi. “Teşekkürler Aras,” diye fısıldadı. Onun ne kadar kahraman biri olduğunu bilmesem, ağlamamak için çabaladığını düşünebilirdim.

    Aklındaki soruyu doğrudan sormaya cesaret edemediğinden olsa gerek “Yemek yemeye mi geldin baba?” diye sordu Çalı. Oysa çok iyi farkındaydım ki bu, ‘Gececi çalıştığın halde bu saatte evde ne işin var ve şu anda evde olması gereken annem nerede’ demekti.

    Babam kem küm etti. Yine gülümsemeyi denedi ama bu kez yüzünde korkutucu bir keder belirdi. “Şey… çocuklar… konuşmamız gerek,” dedi güçlükle.

    Onu o halde görünce, durumun sandığımızdan da kötü olduğunu hissettim. Tüylerim diken diken oldu. Az önce Çalı’nın soramadığını bir çırpıda sordum: “Baba, annem eve gelmeyecek mi?”

    Anneannem “Neden gelmesin anan eve?” diye seslendi arkamdan. Anlaşılan, koridorda hararetle konuştuğumuzu duyunca ters giden bir şeyler olduğunu anlamış, televizyonun önünden kalkıp yanımıza gelmişti.

    Babam “Salona geçin,” dedi. “Orada konuşalım.”

    Dediğini yapıp salondaki üçlü ve dörtlü koltuklara yan yana oturduk.

    Babam salonun ortasında ayakta duruyordu. Oturmaya niyeti yok gibiydi. Ama sonradan vazgeçti ve televizyonun çaprazında kalan tek kişilik koltuğa çöktü. Yanındaki sehpada duran kumandayı alıp televizyonu kapadı. Bize dönüp hepimize tek tek baktı. Sonunda derin bir nefes alıp “Bakın, şöyle bir şey var…” dedi.

    Araya girerek “Neler Olmuş Neler’deki haberi okuduk baba,” dedim. “Videoyu da izledik… şey… annemle ilgili olanı.”

    Bu sözlerimi duyunca babam birazcık olsun rahatlamış göründü. Belki de zihnini asıl meşgul eden, konuya nasıl gireceğiydi. Önce Çalı’ya, sonra da bana bakarak “Çocuklar, o haberde yazılanlar doğru değil,” dedi. “Bunun farkındasınız değil mi?”

    Anneannem “Ne haberiymiş o?” diyerek araya girdi.

    Onu duymazdan gelen Çalı “Peki o zaman annem nerde?” diye sordu.

    “O biraz karışık,” dedi babam.

    Başındaki yazmayı sıkıntıyla çekiştiren anneannem “Ne karışık?” dedi bu kez.

    Konuya balıklama girmeye karar veren Sırık “Cinnet getirdiği doğru mu?” diye sordu aniden.

    “Ona cinnet getirmek denmez, cinnet geçirmek denir,” diye Sırık’a posta koydu Şapşik.

    “Ne cinneti? Ne konuşuyo’sunuz siz?” diye sordu anneannem.

    “Hayır, elbette ki cinnet falan geçirmedi,” dedi babam. “Bir şeyler olmuş orada… yani tuhaf bir şeyler… ne bileyim.”

    Bunlar pek de açıklayıcı sözler değildi. Daha fazlasını bilmeye ihtiyaç duyuyordum. Bu nedenle “Nasıl tuhaf şeyler olmuş yani?” diye sordum.

    “Nerede tuhaf şeyler olmuş?” diyerek araya girdi anneannem.

    Onu duymayan babam “Anneniz kocaman eşekarıları gördüğünü, onları kovalamak için ellerini salladığını söylüyor,” diye açıkladı. “Kadına da o sırada yanlışlıkla vurmuş.”

    “Kim hangi kadına vurmuş?” diyerek boşluğa bir soru daha savurdu anneannem.

    Aynı esnada Çalı “Tabii ya!” dedi heyecanla. “Böyle bir yanıtı olduğunu tahmin etmiştim.”

    Onun heyecanından pek de etkilenmeyen Şapşik “İyi ama videoda eşekarısı falan görünmüyordu ki,” dedi.

    Anneannem bu kez “Ne videosu? Ne eşekarısı?” demişti ki aniden sustu. Damarlı elini hızla havaya kaldırıp “BAM!” diye indirdi koltuğun dayanma yerine. Hepimiz yerimizde sıçradık.

    Anneannem “YETTİNİZ!” diye bağırdı. “NE OLDUĞUNU BANA DA ANLATIN HELE! SİZİN KARŞINIZDA FAKİR DAMIN UYUZ EŞEĞİ Mİ ANIRIYO!”

    Babam “Estağfurullah anne,” dedi süklüm püklüm halde. “Başımızdan ufak bir yanlış anlaşılma geçti de… Onu konuşuyoruz çocuklarla.”

    “Nasıl yanlış anlaşılmaymış o?”

    Böylece babam, annemin başından geçen ve bizim de videoda izlediğimiz her şeyi en başından anlattı. İki gündür bu konuyla uğraştıklarını, bize yansıtmadan sorunu çözmeye çalıştıklarını ama başaramadıklarını, olay gazetede de yayınlanınca anlatmak zorunda kaldığını aktardı. Anneannem ikide bir onu susturup olup olmadık ayrıntıları öğrenmek istediğinden bu muhabbet epeyce uzun sürse de on beş dakika içinde bitti.

     

comments powered by Disqus
istatistikleri görün