GENÇLER BİLİMKURGU SEVER / NUR İÇÖZÜ / RADİKAL KİTAP

Aşkın Güngör, 31 yaşında gencecik bir yazar… Dört yıl emek verdiği ‘Gohor’la, bu kez gençlere yepyeni düşünce boyutlarının kapılarını açıyor.

‘Gohor,’ yalnızca serüvenlerle dolu bir kurgu bilim romanı değil. Çevreyi, yaşamı, bilimi ve dünüyle bugünüyle insanı sorgulayan bir yapıt. Nefis betimlemelerle süslediği şiirsel bir anlatımı var.

Besbelli dünya üstünde, ama kim bilir hangi zamanda, hangi boyutta geçiyor olay. Her yer yanıp kavrulmuş. Mutlu bir azınlık Cam Kent denen bir fanus içinde. Dertlerden arınmış, kendini dış dünyadan soyutlamış bir yaşam sürüyorlar. Zaman zaman dışarıya baskınlar yaparak seçtikleri çocukları Cam Kent’e eğitmeye ve cam kentli yapmaya götürüyorlar. Yani bir nevi devşirme!

Dış dünyadaki, neredeyse yok olmuş, ama yine de soluk alıp veren doğanın içindeki sefil yaşam mı güzel, yoksa zenginlik içindeki tutsaklık mı, okur bunun yanıtını iki kitabın sonunda mutlaka kendisi bulup verecektir. Ancak bu arada Güngör nefis anlatımıyla genç okuru bir başka zenginliğin içine de çekiyor. Bir serüvenin tam orta yerindeyken, farkına bile varmadan şiirsel tümceler yankılanıyor okurun beyninde:

“(…)dışarıda bir yerlerde yıldızlar döküldükleri göllerden çekilirken, Ay solgun yüzünü gizlerken gölgeli dağlar ardına ve yaşam yeni soluklar sunarken güne, uyandık.”

İnsanoğlunun değişmez yapısı can buluyor bir başka paragrafta.

“(…)Neden iğreti maskeler gibiydi yüzlerinde taşıyıp birbirlerine sunmakta zorlandıkları gülücükler? (…) Nice evladını yitiren toprak bile her daim gülümser yaşama taze tohumlar serperek. Siz ne sanırsınız kendinizi de varlığınızın en sıcak yanını gizlersiniz birbirinizden? Yoksa milyarlar yaşındaki dünyadan daha mı kederlisiniz? Unutulan ve hatırlanan çağlan içinde defalarca yakılıp yıkılmasına rağmen yeni filizler vermek umudunu hiç yitirmeyen toprak daha mı dertsizdi sizden?”

Ya da yaşamın anlamını sorgulayan satırlarıyla bir an olsun serüvenin hareketli tablolarından kopup düşün dünyasında buluyor genç okur kendisini:

“Vicdan azabı denen sarsıntıları geçirmemek için kör kılıyorsunuz kendinizi. Yaşamın özünde, sevgi taşıyan yanlarını yadsıyorsunuz sürekli. (…) Herkes kötülük elbisesinin hep başkalarının üzerinde olduğunu düşündüğü için kendi üzerindekileri değiştirme gereksinimi duymuyor.”

Yaşanan serüvenden ders almayı bildi mi insanoğlu bir adım ilerlemiş demektir. Aşkın Güngör de son noktayı koymadan önce kesin yargısını paylaşıyor okurla.

Aslında metinde bir benzerlik olmadığı halde Gohor’u okurken sık sık “Sofi’nin Dünyası” aklıma geldi. Genç okurun o kitaba ne denli ilgi gösterdiği belleklerdedir. Umarım Gohor da aynı ilgiyi görür. Ancak zaman zaman eskide kalmış ‘teyit’, ‘sure’, ‘kadim zaman’ gibi sözcüklerin metinde yoğunluk kazanması düşündürücü. Cümlelerin de bazı yerlerde birkaç satırı bulması zorlayıcı gelebilir genç okura.

Aşkın Güngör, “Kâğıda aktardığı kelimelerle nefes alıp verdiğini” söylüyor. Yepyeni bir nefesiyle buluşmamız için uzunca bir süre beklemeyiz dileğiyle…

Radikal Kitap, 22 Ağustos 2003

Bir Cevap Yazın