BİLİM KURGU VE GOHOR ÖRNEĞİ / NECDET NEYDİM

İnsanoğlu korkularını ve düşlerini olağanüstülüklerle süsleyerek hem onlarla başa çıkmaya hem de başa çıkacak yolları bulmaya çalışmıştır. Antik çağlarda masallar ve destanlarda yarattığı olağanüstülükler, hem düş gücünü ortaya koymuş; hem de bu düş gücü ile yarattığı kahramanlarla sorunlarının üstesinden gelmeyi başarmışlardır.

Bilim ve tekniğin baş döndürücü gelişimi, deneyler ve bu deneylerin ortaya koyduğu sonuçlar normal bir insanın kavrama sınırlarının dışına çıkmış ve bu sınırsızlık kendi kabul edilebilirliğini bilim kurgu ürünlerle sağlama yolunu seçmiştir. Aklının yetmediğini düşleriyle kavramaya çalışmak da diyebiliriz buna.

Uzay çalışmaları, nükleer, kimyasal silahlar ve ürünler, gen teknolojisinin gelişimi, bilişim sektöründeki baş döndürücü ilerlemeler insanlık adına kimileri için olumluluk, kimileri içinse ciddi sorunları ve tehlikeleri beraberinde getiriyor.

Bilim kurgu yazarı yaşanan gerçekliklerle birlikte, yaşanmış (geçmiş), yaşanacak (gelecek) gerçeklikleri düşsel ancak bilimsel verilerle destekleyen bir kurguda anlatır. Bugünkü verilerle henüz tam açıklanamasa da bilimsel olarak olmazlığı tam söylenemeyen, hatta bilim adamının da düşlerini süsleyen bazı konular bilimkurguda kendine özgürlük alanı bulur.

Jules Verne’in yazdığı bilim kurgu kitapların yayımlandığı dönemde kitaplarda sözü geçen bilimsel düşler o dönemde gerçekleşmemişti. Günümüzde, orada sözü edilen düşler bugünün doğal gerçeklikleri halini almıştır. Sokaktaki insanın bile doğal karşıladığı ve sorgulamadığı olağanlığa bürünmüştür.

Bilim kurguyu, mitolojiden, masaldan ve fantastikten ayıran yönü gerçekleşebilirlik olasılığının varlığıdır. Mitoloji, masal ve fantastik ise aslında gerçekliğin gerçeküstü bir düzleme taşınması ve o gerçeklikle daha rahat karşılaşma olanağının sağlanması sürecidir. Birincide akıl, duygu, düş harmanlanırken, ikincide bilinçaltı ve duygusal düzlem daha bir öne çıkmaktadır.

Bilim kurgu özellikle uzay gezileri, zaman içinde yolculuk, boyut, mekân değiştirme, başka evrenlerden gelenlerle karşılaşma, uzayda ortaya çıkan savaşlar, uzayın getirdiği bilinmezliklerle ve canavarlarla mücadele, geleceğe (tarihin akışına) müdahalelerle uğraşır. Bilim kurgu edebiyatının köklerinin ikinci yüzyılda yaşamış olan Lukianos’a kadar uzandığı iddia edilir (krş. Duru 1973). Lukianos, Ataç tarafından dilimize çevrilmiş Olmuş Bir Öykü isimli eserinde denize açılan kahramanın bir fırtınayla aya fırlatıldığını ve orada, aylı ve güneşlilerin savaşlarına tanık olduğundan ve yaşanan serüvenlerin ardından dünyaya geri döndüğünden söz eder. Duru, Lukianos’un bu eserini Heredot ve Homeros’la dalga geçmek için yazdığından bahseder. Lukianos bu eseriyle ilk kez bilim kurgu tasarlayan yazar olmuştur (krş. Duru 1973).

Lukianos’un yaşadığı dönemden on dört yüzyıl sonra (1634) astronom Kepler’in Somnium adlı bilim kurgu eseri, aynı dönemde (1638) Badwin’in Ayda İnsan’ı, 1650 de Cyrano de Bergerac’ın Ayda Gezi’si sonraki dönemde de Thomas More’un Ütopya’sı, Bacon’un Atlantis’i bilim kurgu eserler arasında yerini alır.

1830’larda yazılan Frankenstein, Shelley’in bilim kurgu alanına önemli bir katkısıdır. Yaratıcılarına başkaldıran yaratıklara dönük önemli bir esin kaynağı oluşturmuştur Frankenstein. 19. yüzyılda bilim kurgu’ya Jules Verne birçok kitap kazandırır. Aya Yolculuk, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah başta gelenleridir. Onu H.G. Wels’in Zaman Makinesi izler. Science fiction (bilim kurgu) sözcüğünü ilk ortaya atan yazar Gernsback olmuştur. Gernsback, bilim kurgunun –Amerikan bilim kurgusunun– babası sayılmış ve adına Hugo Armağanı konmuştur (krş. Duru 1973). Bilim kurgu başka ülkelerde de gelişme göstermiş ve bu alana önemli eserler eklenmiştir. Aldous Huxley’in Yeni Dünya’sı, George Orwell’in 1984’ü, Karel Capek’in R.U.R’u, Pierre Boulle’un Maymunlar Gezegeni ve günümüzde de Isaac Asimov’un Çelik Mağaralar ve Kan Damarlarına Yolculuk kitapları ilginç örneklerdir.

Türkiye’de ise bilim kurgu yerli yazında fazla yer bulmamış, bu alan çevirilerle kendine önemli bir yer edinmiştir. Başlangıçta bilim kurgu çocuk edebiyatında Jules Verne’le kendine yer edinmiş ve bu kitaplar çevrildiği dönemden bu yana bu alandaki güncelliğini hiç kaybetmemiştir. Jules Verne’lerin önemi, çocuğu bilime yönelten özellikler taşımasındadır. Böylesine hoş bir özellik taşımasına karşın bilim kurgu yerli yazında gelişememiştir. Bunun nedenlerini sorgularken, geçmiş dönemde yeterli bilimsel gelişmenin olmaması, bilim adamlarının edebiyat alanına yeterli ilgiyi göstermemesini sayabiliriz. Daha da önemlisi sanayileşmenin ve kentleşmenin yetersiz gelişimi toplumda böylesine bir kaygının oluşmasını engellemiş; bu nedenle bilim kurgu yazın alanında kendine dönük bir eğilim bulamamıştır. Çeviri kitaplar toplumda bu alana dönük fanatik bir okur kitlesi yaratmış ve bu kitle bugüne kadar olan süreci belirlemiştir. Bilim kurgunun Türkiye’de hiç de yabana atılamayacak bir okur kitlesi vardır. Çocuktan yetişkine uzanan bu okur kitlesinde çocuk okurun okuyacağı kitaplar onun anlama düzeyine dönük olurken genç ve yetişkin düzleminde böylesine bir uygulama ve ayrım bulunmaz. Bu kitlede yaş sınırı ve kademesi yoktur. Bunun farkında olan birçok yayınevi bu sadık okur kitlesine talep ettikleri kitapları aksatmadan ulaştırırlar. Bilim kurgu yayınlayan yayınevlerinden bazıları İthaki Yayıncılık, Arka Bahçe Yayıncılık, Turuncu Yayınları, Altın Kitaplar, BU Yayınevi, Altı Kırk Beş Yayınları, Metis Yayınları, Ankira Yayıncılık, Boğaziçi Bilim Kulübü, Everest Yayınevi, Artemis Yayınları, Phoenix Yayınevi, İnkılâp Kitapevi, Ro Yayınları, Epsilon Yayınevi, Yedinci Kapı Yayınları, Bilge Karınca Yayınları, Laika Yayıncılık, Remzi Kitapevi, Dharma Yayınları, Klan Yayınevi’dir.

Günümüzde en çok okunan popüler yabancı yazarlar: Isaac Asimov, Arthur C. Clarke, Ursula K. LeGuınn, Frank Herbert, Stanislav Lem, Philip K. Dick, Ray Bradbury, Alfred Bester, William Gibson, Aldous Huxley, Poul Anderson, Frederik Pohl, Hal Clement, Robert A. Heinlein, Robert Silverberg, Orson Scot Card, Dean R. Koontz, Mary W. Shelley, Brian W. Aldiss, James Blish, Antony Burges, J.K. Rowling, Clive Cussler, Larry Niven, Michael Moorcock, Doris Lessing, J.R.R. Tolkien, Douglas Adams, Terry Pratchett, Robert Louis Stevenson, George Orwell, Jules Verne, Roger Zelazny, Herbert George wells, Joe Haldeman, Stephan King, J.G. Ballard, Michael Crichton ve yerli yazarlarımız, Alev Alatlı, Müfit Özdeş, Özlem Alpin Kurdoğlu, Zühtü Bayar, Fatih Çatallar, Özlem Ada, Orhan Duru, Haldun Aydıngün, Gurur Ası, Sadık Yemni, Barış Müstecaplıoğlu, Orkun Uçar, Aşkın Güngör, Selma Mine, Sibel Atasoy, H. İbrahim Balkas, Aydın Boysan, V.Bilgin, Niyazi Ahmet Banoğlu’dur. Benim araştırmalarım sonucu ulaşabildiğim bunlar olmuştur. Gözden kaçan ya da ulaşamadığım daha birçok yayınevinin bilim kurgu yayınlıyor olduğu ve başka bilim kurgu yazarlarının varlığı da ayrı bir gerçektir.

Bilim kurgunun bilime yaptığı katkılar göz ardı edilemeyecek denli önemlidir. Ayrıca gelişmeleri topluma kabul ettirmenin de önemli bir aracıdır bilim kurgu. Jules Verne ve diğer öncü yazarlar aya yolculuğu düş düzleminden gerçek düzleme taşımışlar, robotları romanlarının kahramanı yapan yazarlar ise bu araçların gelişme özlemine katkı yaptıkları gibi gelişme düşlerini üretmişler ve bu sayede sanayinin birçok kolunda robotlar kullanılmaya başlamıştır. Bu, olumlu gelişmeleri sağlarken aynı zamanda toplumda işsizlik korkusunu güçlendiren bir süreci de başlatmıştır. Başta da söylediğimiz gibi her yeni gelişme yeni korkunun yaratıcısı da olmuştur.

Son dönemde bilim kurgu yerli çocuk ve gençlik edebiyatımızda özellikle denenen bir alan olmuştur. Bu sevindirici bir gelişmedir. Ancak bilim kurgu okurları ve yazarlarının bildiği çok önemli bir gerçek her uzay öyküsü, her robot öyküsü, içine teknolojik cihazların yerleştirildiği her metin bilim kurgu değildir. Bu nedenle özellikle çocuk edebiyatında bilim kurgu adı altında yayımlanan metinlerin temel ölçütlerden yola çıkarak yeniden bir değerlendirmeden geçirilmesi gerekir. Ancak yine de oldukça iyi metinler vardır ve bu alan gelişme göstermektedir. Bu gelişmeye katkıda bulunan ve gençlik romanına iki bilim kurgu kitabı sunan Aşkın Güngör, bu iki kitabında bilim kurgunun güzel örneklerini sunmaktadır.

Güngör, Gohor – Cam Kent ile Gohor – Kurtlar Yolu isimli kitaplarında bilim kurgusal normları kullanarak insanı, yaşamı ve evrensel kurguyu sorgular.

Yıl 2426’dır. Üçüncü Savaş olup bitmiş, hayatta kalanların Büyük Kara Nokta diye adlandırdıkları nükleer bombalamalar sonrası bilinen medeniyet neredeyse çökmüştür: İnsanlar kurtarabildikleri teknolojik araçlarla kurdukları, cam fanuslarla korunan kentlerde yaşamaktadırlar. Ne var ki, asırlardır süregelen toplumsal statü kaygısı yeni yapılanmada da kendisini göstermiş, kent dışında bırakılan insan toplulukları olmuştur: Eski medeniyete ait değerlerin geçmişte bırakıldığı; yeni yazının, yeni takvimin, yeni isimlerin kabul edildiği bu çağda, babası Yoğid’in bir aslan kükremesinden esinlenerek kendisine verdiği ismi taşıyan Gohor Askine’nin öyküsüne tanık oluruz.

Cam Kent Ramelya’nın çevresindeki köylerden biri olan Gününgülü’nde, babasıyla birlikte yaşamaktadır Gohor. Küçük yaşta annesini kaybetmiş olmanın yürek ağırlığını üzerinden atamamış; babasıyla da yabancılaşması sonucu kendisine kuşlarla sınırlanmış bir hayat kurmuştur.

Yaşam kendine özgü durağanlıkla akmaktayken, bir gün, ilginç bir gelişme yaşanır: Cam Kentler Yönetim Kurulu ek yerleşim hakkı vermek ve eğitmek için her köyden onar çocuk alacak, onları kentli ailelerin yanına yerleştirecektir… Gününgülü’nden seçilen on çocuktan biri olan Vulu Vaynede’nin bir kaza sonucu ölmesi üzerine, Gohor, görevlilere kendini Vulu Vaynede olarak tanıtarak kente giden araçta yer alır. Bu, tüm geçmişini geride bırakmayı planladığı bir kaçıştır.

Öykü, Gohor’un zihninde şekillenen cümlelerle anlatılır. Bu, konu örgüsü içinde Gohor’un yaşayacağı içsel evrimi aktarabilmek adına yapılmış bir seçim olarak dikkat çeker.

Cam Kent Ramelya, teknolojik devrimlerin savaş sonrasında da devam ettiği öngörülerek kurgulanmıştır. Metinde, savaş dehşetinden kaçan insanların, kendilerine ulaşma ihtimali olan zehirli gazlardan korunmak için kenti “cam” bir fanusla izole ettiklerine değinilir. Cam Kent’teki yaşam, teknik gelişmelere de sıklıkla değinilerek anlatılır. Hemen her iş için görevlendirilen robotlardan başka, yüzeyine temas edildiğinde hafızasındaki görüntüleri art arda gösteren hareketli fotoğraflar; kuantların elektriksel sinyallerle biçimlendirilmesiyle ana bilgisayar tarafından oluşturulan Melek genel adlı ön güvenlik birimleri; interaktif bir sınıfa da dönüşen, objelerin bilinç altı sinyalleriyle üç boyutlu olarak algılanmasını sağlayan düş odaları; havanın itim gücünü kullanarak ilerleyen taşıtlar; içlerinde taşıdıkları modül sayesinde üzerindeki haberlerin sürekli güncellenebildiği gazeteler; parmak izinin kredi kartları yerine kullanıldığı sistemler; vücut ısısına duyarlı olarak boşlukta yüzebilen el ışıkları; adres sorma makineleri bunlardan bir kaçıdır.

Metin ilerledikçe, Kent’in gözlere yansıyan ışıklı görüntüsünün sanıldığı kadar da aydınlık olmadığı dökülmeye başlar ortaya: Kent kliniklerinin delice bir gözü karalıkla genetik deneyler yaptıkları; bu deneylerin doğurduğu ucubelerin gizlice ortadan kaldırıldıkları, Kent dışına sürüldükleri ya da tecride alındıkları anlatılır. Bu değişime uğramışlardan birkaçı öykünün olağan kurgusu içinde Gohor’un karşısına da çıkacaktır.

Gohor Askine, Vulu Vaynede kimliği ile içine girdiği Cam Kent Ramelya’da nüfuzlu ailelerden Derinderler’in yanına yerleştirilir. Yaşıtı olan Maline Derinder’le, metnin sonlarına doğru duygusal bir yakınlaşmaya dönecek olan dostlukları da böylece başlamış olur.

Maline Derinder ebeveynlerinden gereksindiği sevgiyi alamadığı için tüm sevgisini robot-bakıcı (robdad) Deyda’ya aktaran; dahası sunduğu sevgiye karşılık alan bir genç kızdır. Metnin burasında Deyda’ya bir robottan farklı anlamlar yüklendiği, onun sevginin biçimlendiği bir beden olarak sunulduğu görülür. İnsanlara özgü sevgiyi sunan ve savunanın bir robot olması kasıtlı işlenmiş bir ironidir ve Deyda’nın, Yönetim Kurulu Başkanlığı’na kendini şartlamış olan Bay Şuvet Derinder tarafından eski bir model olduğu gerekçesiyle Dışarlıklı halklardan olan Bollengorlar’a satılması öykünün Cam Kent sınırlarının dışına, dışarının tehlikelerine ve gizlerine yönlenmesine neden olur.

Gohor ile Maline, Deyda’nın uzaklaştırıldığını anladıkları gün Kent içinde yaptıkları aramada Cezalandırılmışlar’dan olan Bebello ve Elleynin’le karşılaşırlar. Onlardan öğrendikleri yeraltı tünelleri vasıtasıyla Cam Kent dışına kaçmak, Deyda’yı bulup geri getirmek için tehlikeli maceraları göze almak kaçınılmazdır. Gohor ile Maline, kendilerine yardım etmeye gönüllü olan dostları Tarer, Roven, Lügya ve minik bir robot olan Ron’la Kent dışına firar ettiklerinde ikinci kitap başlamış olur.

Kurtlar Yolu’nu oluşturan metinler Gohor’un içsel evrimini bir süreliğine de olsa kenara iterek evreni, zaman fenomenini, yaşamın anlamını sorgulamaya soyunur. Bu kaygıya rağmen Kurtlar Yolu, Cam Kent’e oranla, aksiyonun ağırlıklı olduğu bir kurguyla oluşturulmuştur. Kent dışına çıkmış olan kafile, fazla ilerleme şansı bulamadan, Gözleri Olan Orman diye adlandırılan bir yerde, beyinlerine ulaşarak algıya dönüşen elektriksel sinyallerin çarpıtılmasıyla, Uzak Yıldızın Sakinleri’nce geride bırakıldığını ve görevinin büyük savaşı engellemek olduğunu söyleyen Aznamıc tarafından “ele geçirilir”ler. Metnin bu bölümünde, bir kez daha insani tüm değerlerin savunusu bir “metal-organik karışımı” olan Aznamıc’ça yapılır. Metin içinde anagramlarla isimlendirilen gizli anlamları da alt değer olarak kullanan Aznamıc, insanı, madde tutkusunu, hırsı neredeyse bilgece cümlelerle değerlendirir. Aznamıc’ın benliklerine kattığı ve ancak kurgunun sonlarına doğru gerçekten fark edecekleri olgun ruh, giriştikleri zorlu yolculukta vazgeçmeden yürümelerini sağlayan bir itki de olur. Bu sayede Dışarı’nın tehlikeli ırklarıyla olan karşılaşmalarından “ruhsal” bir zarar görmeden çıkabilirler. Kendilerine Gaskin’in Atlıları diyen gözü dönmüş kurt avcılarından ve yetişkinleri ıslahlaştırarak yeni savaşları engelleyebilme kaygısında olan, uçabilen altın kısraklara binen Karanlık Çocuklar’dan biraz da bu itki yardımıyla kurtulabilirler.

Sevgiyi geri alabilmek adına yola düşen bu kafile için en dramatik anlardan biri, yine kendilerininkiyle aynı amaç için hareket eden, ama duracağı yeri bilemeyerek kendini donmuş bir zaman parçası içine hapseden Yino Beren ile olan karşılaşmadır. Metnin bu bölümünde zaman fenomeni dinamik ve statik yapısıyla ele alınır.

Deyda’yı bulmayı umdukları yer olan Delirenler Kenti’ne vardıklarında, Bollengorlar’ın gerçekten de oradan geçtiğini ve kent yaşayanlarından Bay Oramnınosun’a bir robdad sattıklarını öğrenirler. Ne var ki, metin, dilenen amaca ulaşılacağını vaat etmediği gibi, tam aksi bir gelişme yaşanabileceğini ima eden anlatımını boşa çıkarmayarak kötü bir sürpriz sunar: Deyda’ya ait olan beden bulunmuştur; ama içindeki modül ona ait değildir artık. Kafilenin (özellikle de elinde büyüyen Maline’nin) beklediğinin aksine, tam bir robottur Deyda; çünkü davranışlarını sağlayan modülün arızalı olduğu anlaşılmış ve değiştirilmiştir yeni sahibi tarafından. Sevgiyi algılıyor ve seviyor gibi davranmasının tek sebebinin, davranış modülünde ilk üretim anından beri var olan bir arıza olduğu öğrenilir.

Bundan sonrası tam bir reddediştir Gohor için. Ne var ki, kötü olarak algıladığıyla iyi olarak algıladığı arasına çok da kalın çizgiler çekemeyeceğini öğreneceği bir mekâna geçecektir Gohor daha. Ancak ondan sonra yaşamın anlamının ve kendisinin gerçekte kim ya da ne olduğunun yanıtlarını alabilecektir.

Metin içinde Zaman Kulesi başlığıyla sunulan bölüm, kitabın tüm kurgusunun ve kabullendiği gelecek gerçekliğinin dışına adım atıp bilimkurgu kalıplarını zorlar. Bu bölümdeki anlatım, kitabın kabullendiği kurgunun dışındadır ve fantastik ögelerle beslenir. Stephan King’in “O” adlı kitabındaki Pennywise adlı karakterin anılması; gözlerinde ateşler yanan cübbeli bir kayıkçının kanlardan oluşan bir denizde kürek çekmesi; ölü bir kentte hayalet seslerin duyulması ve nihayetinde Zaman Kulesi’nde neredeyse masal dedelerine benzeyen Zaman Baba’nın kurguya dahil olması bu geçişi sağlamlaştırmak adına yapılmıştır. Yine de, kurgudaki bu geçişin bilimkurgu normları dışında olduğunu iddia edebileceklere karşı öykü kendi savunusunu Zaman Baba’nın ağzından sunar. Öykü, Gohor’un tüm içsel sorularını yanıtlayan, karanlığını aydınlatan metinlerle sona erer.

Gohor, kurgusuna eklemeye çabaladığı “giz”i kelimesel yapısında da barındırma kaygısında olan bir çalışmadır. Kurtlar Yolu kitabındaki aynı adlı bölüm, başlangıcından sonuna dek bir akrostiş barındırır içinde. Bunun yanında, kullanılan pek çok sıfat ve isim anagramlardan oluşmuştur.

Deyda’yı arayışın sona erdiği bölüm olan Delirenler Kenti’ndeki karakterlerden biri olan Oramnınosun, Romanın Sonu kelimelerinin hecelere bölünüp tersten yazılmasıyla oluşmuştur (OR-AM-NIN-OS-UN = RO-MA-NIN-SO-NU). Benzer şekilde, Uçurumun Efendisi Aznamıc da Zamancı kelimesinden türetilmiştir. Bu ayrıntı da, metinin olağan kurgusu içinde fısıldanır okura.

Gohor’u özellikle tanıtmadaki amacım yerli yazarlarımızın da iyi bilim kurgu yazabildiğini göstermek ve Gohor örneğinde bunu öne çıkarmaktı. Diğer bilim kurgu yazan yazarlarımıza dönük araştırmaların da böylece yapılabilmesine küçük bir pencere açmak, bu yazın alanının gelişmesine –özellikle çocuk ve gençlik alanında– ve kültür alanında bilim kurgunun yapacağı etkilerde yerli yazarlarımızın da katkısının önemli olduğunu vurgulamaktı.

Kaynakça:

Duru, Orhan; Bilim Kurgunun Tarihçesi; Türk Dili Aylık Dil ve Edebiyat Dergisi, Ocak 1973

www.bilimkurgu2000.com.makaleler

www.bilimkurgu2000.com.bilimsel yazılar

Güngör, Aşkın; Gohor Kurtlar Yolu; Gohor Cam Kent, BU Yayınevi, İstanbul, 2003

Bir Cevap Yazın