Sevgili Salak

AYTÜL AKAL DEĞERLENDİRMESİ

Bitti…

İki kişilik oyun. Gerisi kan veren gölgeler ancak…

Mahsun karakteri baştan sona çok iyi işlenmişti. İnandırıcı, gerçekçi bir karakter. Ürkütücü de.

İşte tam bu noktada Nilay sorgulanmaya başlıyor. Aklı başında hiçbir insan Mahsun gibi ne yapacağı belli olmayan obsesif bir karakteri yanında taşımaz. Şizofreni ile delilik arasında gidip gelen biri Mahsun. İnsan olarak güven duyulması olanaksız. Şiir yazsaydı eğer, biraz akıtabilirdi belki içinin zehrini… Ve güzel de yazardı, Allah için…

İşte, daha ilk bölümden itibaren Nilay’ı sorgulamam, Mahsun’u bir yana ayırıp da, asıl Nilay’ı izlemem bu yüzdendi. Neden? Nilay, neden? Son birkaç sayfada çıktı ortaya o neden… Güzel, böylece Nilay da birden ete kana büründü ve gerçekçi bir karaktere dönüştü romanda; yoksa pek yalnız kalacaktı Nilay, Mahsun’un başarılı karakter canlandırması karşısında, pek zayıf bir oyuncu olarak anılacaktı.

Roman, iki ruh hastasının birlikteliğini çok iyi yansıtıyor. Gerçekten iyi yazılmış. Kimin kimden tehlikeli olduğunu sağlıklı bir beyin ayırt edebilir mi? Mahsun kadar salağı da, salaklığından nice canilikler yapabilir çünkü. Her iki karakter de tehlikeli aslında. Ama ikisi de hastalıklı birer ruh, üstelik cinayete meyilli. İşkenceye, şiddete değil, sadece öldürmeye odaklanmış caniler. Aslında sıradan okurların değil, psikiyatri uzmanlarının yorumlayabileceğı iki özel tip Nilay ve Mahsun…

Peki, ruh hastasının adı neden Nilay? Neden karnı deşilen tiyatrocu Ümit? Öldürülen taksici Erhan kim? Yazarın hangi dönemde karıştılar yaşamına? Bu soruların yanıtları sizde Aşkın Bey…

Aşkın Güngör’ün yaşamından sızıp pasif obsesif Mahsun’u yaratan ipucu hangisidir? Ve hangi gizli kırgınlık, akıl yitiminde bile kadın cinsini uyanık planların sahibi olmaya iten? Ve akıl oyunlarında aynı platformda, aynı çizgide de olsalar, kadını daha da şeytan kılan?

Pekâlâ, fener ışığını yazarından çekip yine kitaba çeviriyorum: Kitabın gizemini sonuna kadar koruması gerek. Ama koruyamıyor. Nilay’ın kuşkulu davranışından değil, editörün sabırsızlığından… Arka kapaktaki yazı, hani “…yoksa her şey saf bir aklın tehlikeli oyunlarından mı ibaret?” cümlesi oyunu bozan. Onu okuyarak başladığında okur, kurgu, akıl oyunu olmaktan çıkıyor, sonu bilindik bir cinayet romanına dönüşüyor. Ben yarıya geldiğimde, kitabı evirip çevirirken o yazıyı okudum. Ve romanın sihri kayboluverdi.

Bu kitabı yazdıran güdü ne idi, bunu çok merak ettim. Dil olarak da çok başarılı olduğundan, acaba böyle bir ortamda yaşadın mı ki, böyle bir sokak dilini yakaladın diye de merak etmedim değil… Sevgilerle…

Aytül Akal, Yazar

 

Diyalogların gerçekliği konusuna geleceğim hemen: Hayatım iki sınıfın arasında geçti. Argo düşünüp konuşanlar ve daha normal insanlar 🙂 Özellikle, gençliğin “hayatı algılama” süreçlerinde merakımı gidermemi sağlayacak insanların arasında bulundum. Her çesit insanın yer aldığı bir bulamaçta. Kabul edersiniz ki, insan her yerden bir parça alıyor. Sanıyorum Sevgili Salak’ ta o kaba yan baskın olmak zorundaydı ve umuyorum öyle de oldu.

Sevgili Salak ilk kez 1999′da kaleme alındı. On sayfalık kısa bir öyküydü o zaman. Yayınevlerinin (sevgiyle cebelleşen ve ana derdi sevgiyle sevgisizliği aktarmak olan) diğer çalışmalarımı reddedip durduğu bir gün şeytan tarafından dürtülerek kendi yayınevimi kurma kararı almam Sevgili Salak’ı tekrar ele almama yol açtı. Anlayacağınız, kadını şeytanlaştırmak gayesinde değildim Sevgili Salak’ı yazarken, daha girift şekilde, yazıyla ve durmadan sevgiye bulaşan kalemimle bir hesaplaşma ya da çarpışmaydı metni şekillendiren.

Aslında hem sizin, hem de benzer şekilde BA’nın değindiği arka kapakla ilgili “ipucu” kaygısını hâlâ taşımıyorum. O kısacık yazının gerçekte katilin kim olduğunu açıkladığını sanmıyorum hâlâ nedense… Kaldı ki, öyleyse bile, asıl ipucu kitabın 30. sayfalarında, daha ilk cinayet işlendiğinde apaçık ortada aslında: Mahsun daracık tuvalet kapısından giren taksiciyi sırtından bıçakladığını düşünürken bir yandan da adamın gözlerinin nasıl dehşetle büyüdüğünü tarif ediyor. Bir adamı sırtından bıçakladığınız ilk anda gözlerini göremezsiniz. Aynı şey bıçakla işlenen ikinci cinayetten sonra da yaşanıyor hatta. Ya da daha keskin bir ayrıntı: Cinayetten sonra Mahsun’la Nilay arasında yaşanan bıçak diyalogları. Mahsun cinayet aleti olarak düşündüğü bıçağını alıp arka cebine koyuyor, yan odaya geçip ölüyü saracak bir yorgan getiriyor, hemen sonra Nilay’ın söylediği şey, “Adamın sırtındaki bıçağı çıkar,” oluyor. Biraz didişiyorlar, “sen çıkar, ben çıkarmam vs”. Ama sonra Mahsun adamın sırtındaki bıçağı çıkarıyor. Peki ya birkaç paragraf önce arka cebine koyduğu bıçak? Demek ki ortada iki bıçak var. Sanıyorum derdimi anlatabildim 🙂

Sevgilerimi sunuyorum size . . .

Aşkın Güngör

Diyalogların gerçekçiliği ve inandırıcılığı bence hiçbir kitapta olmadığı kadar güçlü. Ancak bir iki cümlede dedim, “yok ya, bu laf bu adama uymadı.” Yani, o da laf olsun işte, uyuzluk edeceğiz ya.

Ben Türk dizilerini izlemem. Buram buram sahte diyaloglar… Çok rahatsız oluyorum. Çoğu kitapta da öyle. Kahramanlar konuşmaya başlayınca, kaç uzaklara, çok uzaklara…

Sokak aralarında hiç yaşamadım. Ama yaşasaydım, iç konuşmaların aynen Mahsun’unki gibi olacağını çok iyi biliyorum. Nereden? Onu bilmem işte. Sahtekârlık yok, sahtekârlığı anlarım, ondan herhalde…

OP’nin SE mi ne, bir kitabını okumuştum. İç konuşmalarla doluydu. Ama insan iç konuşmasında öyle konuşmazdı. Konuşurken bile vurgu yapar, noktalama yapar insan, orada hepsi atlanmış. Kitap boyunca rahatsız olmuştum.

Şiddeti sevmem. İnsanların öldürülmesini de istemem. Ama kitabı okurken rahatsız olmadım, çünkü çok inandırıcıydı, ayrıca o iki kişi vahşet olsun diye işlemiyordu cinayetleri. Bir de, sağ olsun yazarı bize öldürülenleri tanıtıp da sevdirmemişti yeterince, “geberip gitsin, bize ne,” rahatlığıyla okudum.

Arka sayfa konusunda, “akıl oyunları” sözcüklerinin cazibesi yazarını avlamış olabilir, ama fıkranın başlığı son cümledeki espriyi verince fıkranın sonunda kahkahaların gürültüsü de az olur.

Verilen ipuçlarına gelince… Özür dilerim. Valla billa. Bir – ikisini yakalamış olmakla birlikte, arka sayfayı okuyana kadar uyanmamıştım, yalnızca saf saf sorguluyordum Nilay’ı, “niye bu kadar korkusuz bu psikopat katilin yanında” diye. Özürüm de görmezden gelmiş olmam yüzünden. Hani yazarlar genellikle kendi eteğini toplayamadan döke saça son sayfaya koşup gider ya, “öyledir” diye, okur olarak ben de koşup gittim.

Anlatabildim… Eminim.

Aytül Akal, Yazar

İşte bu iki iletiniz bugüne kadar çalışmalarımla ilgili aldığım en doyurucu, en derinlikli eleştirilerden oldu. Özellikle, “Öldürülen karakterlerin iki boyutlu işlenişindeki amacı anlayıp yazmanızla çocuk gibi sevindim,” desem yeridir. Yalnız, ev sahibi İlker hariç. O karakter diğer öldürülenlere oranla biraz daha belirgindir, ancak onda da toplumumuzun iğrenc iki yüzlü mahlûklarından biri resmedilir Mahsun tarafından (hani neredeyse bu kez tanımamanın değil, tanıyıp da cezasını bulmasından zevk almanın öne geçmesi gerekmektedir). İlker, hayatını aşağılık çıkarlardan besleyen ve gerçekten de Mahsun’un düşündüğü kadar “aşağılık bi’ herif”tir. Bunu Nilay’a tavrı da açık seçik ortaya koyar zaten. Bu insan tipine duyduğum kin biraz daha boyutlandırır bu nedenle İlker’i diğer ölenlere göre.

Aşkın Güngör

Haa, bir dakika, İlker’i atlamayalım: İlker “hariç” değil. İlker de umrunda değil okurun. Kötü bir adam olduğu için değil, hayır. Bu tür tanıtım bir formaya bile yayılsa, yine hayır. İlker’i tanımıyor okur. İlker tanıtılmıyor. Çünkü İlker’in duyguları yok. İlker’in geleceğe dönük hayalleri, yaşamdan beklentileri ve o güne kadar yaşam için yaptıkları… İlker yok. Ölürse ölsün yani, gebersin, okura ne? Dış yapısıyla tanıtılması okuru o karaktere bağlamaz, hayır. Erhan’dan ya da bir başka ölüden farkı yok. Haa, küfürbazdı; haa, parasını istiyordu… Ama bu İlker’i uzaktan tanıyacak herkesin öğrenebileceği bir şey. Gerçek İlker kim?

Hatta Nilay’ı da çok fazla tanımıyoruz da, işte, salağın gözüyle, duygularını kullanarak onunla ilgili özdeşimimizi canlandırabilmiştik, sonra o anlattı geçmişini ve duygularıyla bir insana dönüştü.

Aytül Akal, Yazar

Bir Cevap Yazın