YAZAR BAKIŞI / AŞKIN GÜNGÖR

0
24

2007 yılında Olgu Kitaplığı tarafından basılan Sevgili Salak, Taksim’in arka sokaklarında geçen bir aşk ve cinayet öyküsünü anlatıyordu. Ana karakterler Nilay adlı bir konsomatrist ve onun sığıntısı, yarı akıllı Mahsun’du. Kitap da Mahsun’un bakış açısından anlatılıyordu zaten.

Bir süre önce şunu fark ettim: Kitabın yazılma serüveni kadar, o serüvenden söz etmek de keyifliymiş. Bunca zaman önceliğimin yeni kurguları hayata geçirmek olduğuna inanmış, yazma sürecinden söz etmenin zaman kaybı olduğunu düşünmüştüm. Yanıldığımı itiraf ediyorum. Kitabı okuyanlara yazım sürecinden bahsetmek, hele ki posta kutumda konuya ilişkin yorumlarını görmek bir hayli keyifli.

Öyleyse, Sevgili Salak’ın kısa yazım serüvenini ve okurlarından gelen birkaç yorumu aktaracağım bölüme geçelim, olmaz mı? Yalnız, “uyarmadı” demeyin, yan sekmedeki bölümler kitapla ilgili ciddi ipuçları içeriyor. Bütün yan unsurları çıkarıp da bu romancığa “yeraltı edebiyatına uygun aykırı bir cinayet anlatısı” diyebilirsek — ki, gördüğünüz gibi ben diyorum — kitabı okumadan aşağıdaki bölüme geçmenizi önermem. Çünkü o zaman Sevgili Salak bütün okuma cazibesini yitirecek, geriye de pek bir şey kalmayacaktır. Buraya kadar anlaştıysak ve mucize kabilinden Sevgili Salak’ı okumuş kitledenseniz, buyurun, devam edelim:

İşin aslı, Mahsun’la Nilay’ın “iğrenç” ilişkisi ilk yazıldığında on A4 sayfasını geçmeyen kısacık bir öyküydü ve içinde sadece bir tane cinayet barındırıyordu. Sonra bir arkadaşımla Olgu Kitaplığı’nı kurmamız söz konusu olunca (bu başka bir hüzünlü öyküdür, bu nedenle başka bir zamanda anlatılmalı) aklıma gelen ilk fikir — nedense — Sevgili Salak’ı kitaplaştırmaktı.

“Yarım akıllı Mahsun’la konsomatrist Nilay’ın öyküsünün ilgi çekeceğine neden inandın?” derseniz, bilmiyorum. Doğru bir karar olduğunu da iddia etmiyorum zaten — tamamı yazar dostlarımdan gelen aşağıdaki yorumları okuduğunuzda muhtemelen buna siz de ikna olacaksınız. Ama işte, yazı böyle bir şeydir. Bir ya da birkaç karakter zihninizde dolaşmaya ve yazılmak için baskı yapmaya başlarsa karşı koymak pek de mümkün olmaz. Öyleyse, bu “iğrenç” öykünün yazılmasına aracı olduğum için beni suçlamadan önce Mahsun’la Nilay’a kızmalısınız, başka zihinlere akmayı isteyerek beni zorlayan onlar çünkü, ben sadece yazıyı art arda dizen çaresiz kişiyim.

Yukarıda da belirttiğim gibi, Sevgili Salak romandan ziyade bir romancık olduğundan kitaplaştırma süreci fazla uzun sürmedi. Diğer pek çok kitabıma oranla mucize denecek bir süratte ulaştım son sayfaya. Gerçi Mahsun’la Nilay zihnime baskı yapmayı, “öykümüz burada bitemez, devam etmelisin,” demeyi sürdürdü, ama hayır, o kadar da değil, yazının günahına yeterince bulaştığımı düşünerek devam kitabına girişmedim. Hoş, o girişimi gerektirecek bir talep de görmedi zaten Sevgili Salak. Kitap bin beş yüz kadar okura ulaşsa da, belli ki öykü başkalarında bende yarattığı etkiyi yaratmadığından suskunlukla çevrelendi (hay Allah, konu kitaplarımın gördüğü talep olunca bu kelimeyi amma yineliyorum, değil mi: Suskunluk).

Yazarken farkındaydım, kitap ciltlenip elime geldiğinde de iyice emin oldum, Sevgili Salak benim tarzımın epeyce uzağındaydı. İçinde bolca argo vardı bir kere. Kitaplarımda başat olan umut, sevgi, aşk gibi olumlu kavramlar Sevgili Salak’ta olabilecek en aykırı şekillerde kendine yer bulabilmişti. Kitaptaki ana konu Mahsun’un Nilay’a beslediği saplantılı aşktı, tamam, ama o aşk da giysilerinden soyunmuş, geriye pek de makbul olmayan bir çıplaklık kalmıştı. Sanırım, yazar BA’nın iddia ettiği gibi, mizah dergilerinde sıklıkla okunan bir “bel altı edebiyatı türüne” de kaymıştı kitap biraz, o kadarından da emin değilim. Ama yine BA’nın, aynı yorumunda (ki, aşağıda okuyacaksınız) söylediği gibi çok satmadığını iyi biliyorum. Ve inanın, Mesih’in Klonu’nda olduğunun aksine, bu kez satmamak hiç umrumda değil. Çünkü daha yazarken Sevgili Salak’ın kaderinin “tam da bu” olacağının farkındaydım. Zaten Radikal Kitap’ta yer alan kısa eleştiri yanılmadığımı da kanıtladı:

Aşkın Güngör’ün Sevgili Salak’ı, bir aşk hikâyesine dayanıyor. Fakat bu aşk hikâyesi romantik unsurlardan çok komedi unsurlarıyla oluşturulmuş. Kitabın özgünlüğü de bundan kaynaklanıyor.

Roman, Mahsun ile konsomatris Nilay arasındaki aşkı hikâye ederken, olay örgüsü, aşırı derecede saf olan Mahsun karakteri üzerine kurulmuş.

Mahsun, Nilay’a duyduğu aşk nedeniyle cinayet bile işlemeye hazırdır. Fakat her şey, saf Mahsun’un düşündüğü gibi gerçekleşmez. İşin içine, Nilay’in yaşadığı kötü bir çocukluk dönemi de eklenince, olay örgüsünün gerilimi de, Mahsun’un asla öngöremeyeceği şekilde gelişir. Mahsun, büyük bir oyuna alet olduğunu anlayacak, fakat kurtulmak için çok geç olduğunu görecektir.

Hayır, haksızlık etmiyorum, bu yorum Sevgili Salak’ın hak ettiğinin ötesinde bir övgü de içeriyor bana kalırsa. Ama Mahsun’un yarım aklı nedeniyle yaptığı yorumları ve çıkarsamaları “komedi” olarak algılamak ilk andan beri garibime gitti, hâlâ da gidiyor. İşin içinde — Mahsun’un tüm şapşalca fikirlerine, iki yüzlü tavırlarına karşın — komediden çok acınacak bir yan bulduğumdan olsa gerek.

Sözü çok da uzatmadan diğer değerlendirmelere geçeceğim. Bunlar elektronik ortamda yapılmış yazışmalar, hiçbiri yazılı – sözlü basında veya bir internet sitesinde yayınlanmadı. Tümü yazar dostlarımın lütfedip benimle paylaştığı görüşlerden oluşuyor. Ayrıca onların kimi yorumunun altında verdiğim yanıtları da bulacaksınız. Bu, Sevgili Salak’la ilgili zihninizde çizilecek resmi tamamlayacaktır diye umuyorum. Hazırsanız buyurun, devam edelim. Yandaki sekmeleri sırayla tıklayabilirsiniz.

Bir de son not: Sevgili Salak‘ı yazarken yapmak istedikleri en iyi anlayan ve ipuçlarını okuma sırasında çözmeyi başaran sevgili Mavisel Yener oldu. Ayrıca sevgili Aytül Akal’ın değerlendirmeleri de son derece ayrıntılı ve derinlikli. O değerlendirmelere ayrı bir özen göstermenizi dilerim.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.