Günlük (Namıdiğer: Blog)

SENİ HİÇ SEVMİYORUM CONAN! BABANI DA SEVMEZDİM! PEKİ AMA NEDEN?

“Conan, yıkıl karşımdan edep özürlüsü! Her gün vıdı vıdı, her gün dırdır zırıltı… Beyin hücrelerimin çalışmasına engel oluyorsun evladım.”

Tanıdık geldi mi?

90’lı yılların başında Alfa’da Conan ve Punisher dergilerinde editörlük görevimi ifa ederken kullandığım “Conan azarlama” cümlelerimdendi bunlar (Başkasını bilmem ama Mit hatırlayacaktır sanıyorum).

Söz konusu dergilerin okur mektuplarını cevapladığım sayfalarını biraz “renklendirebilmek” adına uygulamaya koyduğum, kimilerince pek beğenilen, kimilerince ciddiyetsizlik olarak addedilen mizahi yaklaşımın doğurduğu karikatürize bir tip oluvermişti Conan bir ara.

O dönem yayına alınan tüm mektuplar (ve tabii yaptığım yorumlar) yayınevinin yöneticisi Gül F. Sağıroğlu tarafından okunuyor, onay vermediği mektuplar çıkıyor ya da makaslanıyordu. Mizahi tarzda cevapladığım ilk mektupların yer aldığı çıktıları kendisine verirken nasıl heyecanlı olduğumu varın tahmin edin. Acaba ne diyecek? “Bu ne sululuk!” deyip yazıları başıma mı atacak?

Bilmem daha önce bir yerde yazdım mı ama bu mizahi üslubu kullanmaya ilk karar verdiğimde karikatürize etmeye cüret ettiğim tip Conan değildi. Nasılsa elde karikatürize bir Conan vardı o ara. Üstelik Alfa onun kitaplarını da yayınlamıştı. Anladınız ya: Sergio Aragones’in karikatürize bir Conan tiplemesi olan yaratısı Groo’dan söz ediyorum.

Ben de terler akıtarak Gül Hanım’a verdiğim ilk örneklerde Conan’ı kullanmaya cesaret edememiş, yerine Groo’ya sayıp sövdüğüm metinleri eline tutuşturmuştum: “Yat Groo, kalk Groo, höt Groo…”

Gül Hanım metinleri yüzünde hiçbir mimik olmaksızın okumuş, bana geri verirken de memnuniyetini ya da hoşnutsuzluğunu ortaya koyan bir ifade takınmamıştı (Laf aramızda, bunu yapmakta pek başarılı bir iş kadınıydı). Sonunda başını kaldırıp yüzüme bakmış, “Neden Groo?” deyivermişti.

O an pek çok söz beklesem de bu soruya hazırlıklı değildim. Neden Groo mu? Ne demek neden Groo? Bu güzide soruya yanıt olarak kendisine ulvi zihnimin harika yaratısı olan ve hazırcevaplığıma tanıklık eden şu harika sözle yanıt vermiştim: “Ha?”

“Neden Groo? Neden Conan değil?”

“Ehm… Şimdi şöyle… Ben burada bu yan karaktere ana avrat düz gittiğimden mütevellit… Öhem… Sonra bir de… İşte sonra… Ee? Bir de şu var ki… Öhhe… Böyle.”

“Anlıyorum desem yalan olur. Ama bence Groo’yu Conan yapalım. Artık Groo yayınlamıyoruz çünkü. Conan olsun bu, evet.”

“Yani… Öhhe… Yani, yayınlıyor muyuz bu şekilde mektupları?”

“Tabii, tabii… Şey olmuş böyle hem… Değişik.”

Değişik?

Eh, metnin güzel yerine değişik olmasının nedenlerini sorgulamadım tabii. “Evet, bence de Conan daha iyi,” diyerek Gül Hanım’ın masasını yaladım (Yirmi yaşındaydım yahu, elinsaf). “Hem ben buna bir de arada Freddy Krueger falan diyerekten, efendim Pisişır’lar falan iteleyerekten bi’ çorba yaparım ki…”

“Freddy Krueger kim?”

“Elm Sokağı Kâbusu diye bir film var ya hani… Oradaki karakter… Freddy Krueger… İnsanın rüyasına falan girip…”

“Zorlamayalım istersen.”

Zorlamadım (o an için). Hemen masama geçip (evet, o zamanlar bir masam vardı) metindeki Groo’ları Conan yaptım. Mektuplar o halde yayınlandı. Sonra da bizim Kimmeryalı Conan bendenizin ev işlerini yapan bir sünepe olup çıktı.

Neden bu anıyı aktardım?

Bunca yıl sonra da olsa “Abi neden o kadar ezdin Conan’cığı? O biçare yavrucuğa nasıl kıydın?” diyenlere gecikmiş (eeee, yirmi beş ila otuz yıl kadar) bir yanıt vermek için.

Neyse… Böyle işte…

Bir Cevap Yazın