X-FILES DERLER BİR DİZİ VAR İMİŞ

0
50

Çok tuhaf bulacağınız şahsi bir bilgiyle giriş yapacağım: Bugüne dek bazı tv kanallarında denk geldiğim bölümlerine göz atmamı saymazsanız 2018’deki yeni sezonu başlayana dek bir bölüm bile X-Files izlememiştim. Scully ile Mulder adlarına aşinaydım elbette ama doğaüstü birtakım olayları çözmeye çalışan iki FBI ajanı olmaları dışında haklarında bir şey bilmiyordum.

Yeni sezon başlayınca “Artık zamanı gelmedi mi?” diyerek, yıllardır arşivimde bekleyen X-Files dizilerini birinci sezondan itibaren izlemeye başladım. Eşim Anita da bana eşlik etti ve birkaç aylık maraton sonrası sekizinci sezonun sonuna ulaştık.

Bugüne dek diziyle ilgili hiçbir yazıyı spoiler yememek için bilinçli olarak okumadığımdan 9. sezonda neler yaşanacak, dizi nasıl bitecek, 6 bölümlük 10. sezon ile 11. sezonda hangi konular işlenecek hiç bilmiyorum. Aslını ararsanız, 8 sezonu merakla izleyebilmemin sebebi de bu bilinçli körlük elbette.

Türdeşlerine kapı açmış X-Files gibi bir dizi hakkında çok şey söylenebilir elbette ama çok kabaca bana hissettirdiklerinden söz etmekle yetineceğim: İlk iki sezonda rayına oturmak için çabalayan, zaman zaman zorlanan ve hatta bazı bölümlerde de saçmalayan bir diziydi benim için. Kimi bölümleri “Artık bitsin” diye ilerleme çubuğuna bakarak izledim ne yazık ki.

Üçüncü sezonla birlikte ana konu da bölüm konuları da nispeten toparlanmaya başladı. Yine epeyce vasat bölümler vardı ama bunca sezonluk bir dizide zaman zaman temponun düşmesi kaçınılmaz, orasının farkındayım.

Beşinci sezonu bitirdiğimizde diziyle ilgili aklımda şöyle bir görüş canlanmıştı: “Ciddi olabilmek için kendini iyice kasan, ana karakterleri somurtmaktan bunalan kalburüstü bir dizi.” Hele ki bölümleri peş peşe izleyince, tanık olduğu onca doğaüstü şeye karşın Scully’nin “Öyle olmayabilir, bilimsel bilmem ne olması gerek” diye vikviklemesi epeyce sinir bozucu olmaya da başlıyor ki sormayın gitsin. Konunun bir de diğer kısmı var tabii: Bildiniz, Mulder. “Olayın nasıl geliştiğini biliyorum, çünkü senaryoyu okudum” dercesine daha duyduğu ilk anda bile karmakarışık konuların iç yüzünü çözüvermesi bazen “Yok artık!” dedirtiyor ama dedim ya, bunca uzun soluklu bir dizide bunları normal karşılıyoruz.

X-Files hayranlarındansanız bu yazacağım şey epeyce tuhaf gelecek belki ama benim için dizi ancak Terminatör 2’den tanıdığım Robert Patrick’in Ajan Doggett rolüyle diziye dahil olduğu 8. sezonla tadından yenmez hale geldi. “Fight Club” gibi zırva bölümlerle dolu olan 7. sezondaki büyük hayal kırıklıklarından sonra Mulder’in 7. sezon 22. bölümde içine düştüğü durumun ve Scully ile ilişkisinin didiklenmesi, Doggett’ın konuya dahil olması, Scully’nin her nasılsa hem güzelliğinin hem de karizmasının zirve yapması 8. sezonda gerçekleşti. Bu sezonda özellikle Frank Spotnitz tarafından yazılan bölümleri büyük keyifle izledim.

Şu satırları yazarken izlemediğim koca üç sezon (9. – 10. – 11.) ve bir sinema filmi (Gizli Dosyalar: İnanmak İstiyorum – 2008) var. Gizli Dosyalar: Gelecekle Savaş – 1998)’ı tam da olması gereken dizi aralığında izledim ve epeyce de beğendiğimi söyleyebilirim. Tüm bölümler bittikten sonra birkaç yetersiz kelam daha etmek ister miyim bilmiyorum ama şimdilik sözlerimi şöyle bağlayabilirim:

Bazı bölümleri çıtanın çok altında kalsa da genellikle büyük keyifle izlediğim bir dizi oldu X-Files. Yayınlanan son bölümünden 6 yıl sonra bir sinema filmine, 14 yıl sonra da devam sezonlarına sahip olması büyük iş bana kalırsa.

 

SPOILER

Diziyle ilgili bilgisi olanlara özel bir soru: Mulder’in neredeyse 8. sezonun sonuna kadar ortalarda olmaması ve Doggett’in diziye girmesi tamamen kurgusal bir tercih mi, yoksa Mulder rolündeki David Duchovny herhangi bir nedenle diziye devam edemediği böyle kurgusal bir şey mi uyduruldu? Bilgisi olanlar yorum kısmına yazarsa sevinirim.

 

EKLEME (28 MAYIS 2018)

Mulder Meselesi: Spoiler başlığı altında sorduğum Mulder’ın dizideki kayboluşuyla ilgili soruya bir yanıt alamayınca iş başa düştü ve araştırdım. Sonucu bu yazıyı okuyanlarla paylaşayım ki benim gibi merak edenler varsa aydınlansın 🙂

Mulder’ı canlandıran David Duchovny’nin X-Files için anlaşması 7 sezonu kapsamaktaymış. Yapımcı ve dizinin yaratıcısı Chris Carter bu süreyi uzatmak taraftarı o dönem ancak Duchovny ile görüşmeleri olumlu sonuçlanmıyor, çünkü aktör, Mulder rolünün üstüne yapışmasından ve başka hiçbir role bürünememekten endişe duyduğunu iletiyor ona. Belli ki Carter’da hayal kırıklığı yaratan bir karar bu, çünkü her ne kadar konuyla ilgili ilk başlarda medyaya “David’in kararına saygı duyuyorum” dese de bir süre sonra “Demek ki David’le doğrularımız bir değilmiş” gibilerinden sitemli sözler sarf etmeye de başlıyor.

Sözün özü, Mulder’in 7. sezon sonunda uzaylılar tarafından rehin alınması, 8. sezonun sadece birkaç bölümünde görünüp 9. sezonda son bölüm hariç yer almaması bir zorunluluk olarak kurguya eklenmiş.

Son olarak: Bu yazıyı yazmaya başladığımda izlemediğim bölümler ve bir de 2007 yapımı sinema filmi vardı, bu notu yazarkense 11. sezonu da tamamlamış bulunmaktayım.

Sinema filminin beklentilerimin çok altında kaldığını söylemem gerek. “Mitoloji Bölümü” diye tabir edilen ve X-Files’ın Dünya’nın Kaderi tarihçesine eklenecek bir halka beklemiştim, öyle olmadı.

2016’da başlanan 6 bölümlük 10. sezon ile 10 bölümlük 11. sezon ise X-Files’ın yeniden doğumu olması bir yana sırf Mulder ile Scully’yi bir kez daha bir arada görmek için bile izlenir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.