EN KISA KİTAP ELEŞTİRİSİ KAÇ KELİMEDİR?

0
72

En kısa kitap eleştirisi kaç kelimedir, bir fikriniz var mı?

Yüz kelime mi? On mu? Beş mi?

Yoksa sıfır mı?

Hayır.

En kısa kitap eleştirisi size gülümseyerek bakan plastik bir yıldızdır. İşte bu:

“Bu da ne demek?” derseniz, öncelikle Olağan Mucizeler adlı kitabımın 96. ve 98. sayfaları arasından yaptığım aşağıdaki alıntıyı okumanızı rica ederim. Sis perdesi yavaşça aralanacak:

Alelacele sofrayı toparladılar. Lavaboya doldurdular bulaşıkları.

“Dur biraz,” dedi Cemil Bey. “Senin elbiselerin ıslak. Dışarı çıkamazsın ki.”

“Böyle giderim,” dedi Satılmış gömleğini işaret ederek.

“Olmaz. Herkes güler sana.”

“Zaten gülüyorlar.”

Çocuğu ikna etmek zor olmadı. Ne renk pantolon istediğini sordu, ne renk gömlek, ne renk ayakkabı. Hem kim bilir, eve gelirken daha başka bir şeyler de düşebilirdi torbanın içine.

“Mesela bir araba mı?”

“Elbette. Bir araba.”

Televizyonun karşısındaki büyük koltuğa attı kendini Satılmış. “İstemem,” dedi. Başını çevirip soran gözlerle baktı. “Yıldız var mıdır?” dedi. “Kocaman, parlak yıldızlar.”

“Kim bilir?”

“Olsa ne güzel olurdu, değil mi?”

Başını sallamakla yetindi Cemil Bey. Bastonunu alarak dışarı çıktı.

Sokaklar ıslak, kaldırımlar ıssız, hava serindi.

Kocaman, ışıltılı bir yıldız örtündü ihtiyarın gözlerine. Baktığı her köşede gümüş tabakalardan biçilmişçesine parıldayan yıldızlar gördü. Öyle kapıldı ki bu sanrıya, Satılmış’ın çelimsiz bedenine uyacak pantolonlar, gömlekler, ayakkabılar alırken bile hep yıldızları düşündü. Ona bir yıldız almalıyım, deyip durdu kendi kendine. Sıra eyleme gelinceyse bunun umduğu kadar kolay olmayacağını fark etti.

Oyuncakçı vitrinleri bebeklerle, arabalarla, süslü kutular içindeki maket uçaklarla, plastik askerlerle, tanklarla, patlama sesi çıkaran tabancalarla ve –Tanrı şahit– ne olduğunu tahmin bile edemediği başka oyuncaklarla doluydu, ama yıldız yoktu.

Her seferinde umutla soruyor, aynı sinir bozucu yanıtı alıyordu.

“Sizde yıldız var mı?”

“Nasıl yıldız bey amca?”

“Büyük. Şu kadar olmalı en az. Işıl ışıl bir de. Gökten düşmüş gibi.”

“Maalesef bey amca.”

Bu yanıtı her aldığında biraz daha kederleniyordu Cemil Bey. Gözlerinin önüne Satılmış’ın hayal kırıklığıyla asılan yüzü geliyor, ailesinin yanına bir kez daha eli boş gitmek zorunda kalan bir baba gibi kendini çaresiz duyumsuyordu.

Ah Satılmış! Neden bir uçak istememişti sanki? Neden bir vapur, tren, oyuncak asker, top istememişti?

Bir yıldız… Neden?

Geçmişin anılarını bugüne taşıyacak bir simge miydi yıldız? Anne şefkatini, baba güvenini, ağabey dostluğunu mu hatırlatacaktı? Yağmurlu gecelerde sarılıp yatılacak bir sevgili miydi? Neydi? Bir oyuncak yıldız olmaktan başka her şey miydi?

Arayışını ara sokaklara yönlendirdi Cemil Bey. Alçak boylu gecekondularla duvarları çatlamış, sıvaları dökülmüş köhne apartmanların gölgelediği; muhtemelen kocasına ait gömleği giyen büyük göğüslü, başörtülü kadınların kapı önlerinde lafladığı; pantolonları yamalı, ayakkabıları eprimiş çocukların plastik bir topun ardı sıra koşturduğu daracık mahalleleri adımladı.

“Bir sürü Satılmış,” dedi kendi kendine. İç geçirdi. Bu adı anmak bile suçluluk duymasına neden oluyordu, ki hiç de güzel bir şey değildi bu.

Bir yıldız…

Gökten inen bir yıldız…

Gel de çık işin içinden!

Olağan Mucizeler’in ilk baskısı Nisan 2008’de, ikinci baskısı da Ağustos 2009’da gerçekleşti. Kurguda söz edilen Satılmış bir yetim. Yapayalnız kaldığı gecekonduda hayaller kurarken Cemil Bey adlı bir ihtiyarın da yaşadığı kurgu evrene düşüyor. Metindeki yıldız, onun ölüp gökte yıldıza dönüştüğüne inandığı ailesini simgeliyor ve yukarıdaki bölüm dışında da kitapta bu imge sık sık yer alıyor.

Sadede geleyim.

Günlerden bir gün evime kargo geldi. Küçücük bir zarf. Açtım. İçinden yukarıda fotoğrafını gördüğünüz plastik yıldız düştü. Avucumu ancak dolduruyor ve bana gülümseyerek bakıyordu.

İlk birkaç saniye “Bu da nedir?” diye düşünüp evirip çevirdim. Bir not falan mı var diye sağına soluna baktım. Hayır, sadece bir yıldız.

Aynı soruyu tekrar sordum: “Ne ki bu?”

Tam da o anda gönderinin kimden geldiğine bile bakmadığımı hatırladım. Zarfı çevirdiğim anda ismi gördüm: AYTÜL AKAL.

Sonrasında parçalar hızla birleşti zihnimde: Yazar dostum Aytül Akal kitabı okumuş, okuma sürecinde de bana çok güzel birkaç yorumda bulunmuştu. Sonrasında aramızda kitapla ilgili herhangi bir konuşma veya yazışma geçmemişti ve sonunda…

Evet, o plastik yıldız olabilecek en akıl dolu, en sade olduğu halde en zengin, Olağan Mucizeler gibi bir kitabın ruhuyla örtüşebilecek en anlamlı eleştiriydi ve işte onu bana gönderen Aytül Akal’dan başkası değildi.

Bu yazıyı yazmaya defalarca yeltendim. Yazıp yazıp sildim. Çünkü o yıldız gibi hem sade hem zengin bir şey oluşturmayı bir türlü başaramamıştım.

“Şimdi oldu mu?” derseniz, hayır, bu yazı da gülümseyen bir yıldızın derin anlamını karşılayacak düzeyde değil bana kalırsa.

Çünkü hakkında yazdığım hiçbir yazı o kadar sade, o kadar sevimli ve o kadar anlamlı olmayacak. Zira elimden gelen bu.

Son söz: Teşekkürler Aytül Akal, bana hem bu anıyı hem de yıldızımı verdiğin için bin yaşa 🙂

 

Aşkın Güngör, 16 Mayıs 2018

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.