BİR AJANLIK HİKÂYESİ / İYİ KİTAP SAYI 122 / SEMA ASLAN

UFO’lar, dünya dışı varlıklar, uzaylılar… ne diyorsak, nasıl tanımlıyorsak, bu hikâyede hepsinin bir yeri var. Komplo teorilerinin ve “son derece gizli devlet sırlarının” da olduğu gibi…

Birbirine hiç benzemeyen, fakat birbirinden ayrı da kalamayan beş çocuğun başından geçen bir macerayı, çocuklardan birinin ağzından anlatan Beş Benzemez -Yerçekimi Hırsızı, giderek yükselen merak ve gerilim dozuyla bir tür ajanlık hikâyesi. Her birini lakaplarıyla tanıdığımız çocuklar, aşağı yukarı aynı yaşlarda; ilkokul çağındadır. İki kız, üç oğlan çocuğu… Lakapları, mizaçlarına ve/veya fiziksel özelliklerine göre verilmiş. Anlatıcı Çeçe, çekik gözlü; Zırzır, istediği zaman ağlayabilme kabiliyetine sahip; Tontiş, ne bulursa yer; Çatçut, kavgacı ve cesur; Okyes ise yarı Amerikalı ve konuşurken sıklıkla “ok” ve “yes” diyor. Çocukların özellikleri bunlarla sınırlı değil elbette; Tontiş neredeyse dâhi kıvamında ya da Çatçut kimsenin görmediği ayrıntıları fark edebilme yeteneğiyle tanınıyor. Kitabın daha ilk sayfalarında, çocukları, çocukların ağzından tanıdığımız bu bölümde, lakaplar ve o lakapların gerisindeki hikâyelerde peşinen varılmış yargılar, hatta yer yer rahatsız eden bir “hafife alma” hâli var. Çeçe’nin iki yaşındaki kız kardeşinin lakabı sözgelimi, Zırıldak. Biraz sevgisiz bir yaklaşma hâli. Dilde de belki bu yaklaşımdan kaynaklanan bir sıkışma var: Tüm harekete rağmen, ne yeterince kıvrak ne de yeterince rahat akıyor bu ilk sayfalar.

“Beş Benzemez”, hikâyede vadedildiği üzere, önlerinde epeyce macera olan çocukların, bu maceraları sırayla kaleme alacakları bir seri. Biz okurlar, “Beş Benzemez”i hakikaten de bir seri olarak okuyacak mıyız sorusundan bağımsız olarak -ki okuyacağız gibi görünüyor-, karakterlerin hikâyenin dokusuna uygun kendi kurgusu da bu yönde. Yani aldıkları karar bu yönde: Bir sürü macera yaşayacağız ve hepsini de sırayla yazacağız, diyorlar.

Günün birinde beklenmedik bir biçimde “seçilmiş” kişilere dönüşen çocuklar, dünya üzerinde yaşayan hemen hemen hiç kimsenin tanık olamayacağı ya da tecrübe edemeyeceği maceraları yaşamaya hak kazanınca, onları yazmaları gerektiğine karar verirler. Nihayetinde, duysa kimsenin inanmayacağı şeyler yaşıyorlar. Yazma görevini üstlenen ilk çocuk Çeçe, epey geveze bir çocuk. Yazma görevi de bu nedenle(!) öncelikle ona düşüyor. Yazar, hikâyenin çocuk karakterlerine böylesi bir çıkarımda bulunmaları iznini verdikten hemen sonra Çeçe’nin ağzından, arkadaşlarının bu “Madem ki vır vır vır sürekli konuşuyorsun, çenen bir türlü durmuyor, öyleyse yaşadıklarımızı sen yazmalısın,” peşin hükümlü önermesini yanlışlasa da olan olmuş bir kere. Bu cümleyi biz okurlar, okumuşuz/okuyoruz.

Her şey, ders çalışma bahanesiyle Çeçe’nin evinde bir araya toplanan beş arkadaşın pizza siparişi vermesiyle başlıyor. Anne babayı, türlü oyun ve yalanlarla ders çalıştıklarına inandıran çocuklar, pizzayı da gizlice sipariş ediyorlar. Macera, başından sonuna anne babanın hiçbir şeyi anlamadığı(!) bir gizlilik içinde yaşanıyor. Pizzacı arka pencereye geliyor, bozuk paraları alıp pizzaları veriyor… derken yerçekimiyle ilgili olduğunu anladığımız bir sorun baş gösteriyor. “Beş Benzemez” tuhaf bir biçimde ayağı yerden kesilen insanların ve nesnelerin dünyasına götürüyor okurunu. Kitabın okuruyla ilişkiyi en sıkı ördüğü bölümler, tam da bu bölümler. Tontiş’in ağzından yerçekimi kanunu, görelilik kuramı ve bilim insanlarının üzerinde durduğu olasılıklar dünyası, başarılı bir şekilde aktarılmış; hikâyeyle bağları kuvvetli, merak uyandıran ve ritmi düşürmeyen dozuyla bilimsel anekdotlar, sahicilik duygusunu da pekiştirmiş.

Her şey -her zaman olduğu gibi- çılgın bir profesörün marifeti, bu hikâyede de. Prof. Çelikçomak, insanlık tarihinde yeni bir sayfa açacak, diğer yanıyla dünyanın sonunu da getirebilecek çalışmasıyla, beş benzemezin çözmeye uğraştıkları sorunun kaynağıdır. Şöyle ki: Uzaya gitmek, yeni yaşam formlarının varlığını araştırmak, yeni yaşam olasılıkları üzerine düşünmek ve belki de yeni bir dünya kurabilmek yolunda çalışan bilim insanlarının önünde
birtakım sorunlar var, malum. Işık hızı, madde, enerji vb. zor konular. Profesör Çelikçomak, insanlığı büyük bir zahmetten kurtaracak bir tür “arayüz” icat ediyor. Neredeyse çat kapı uzaya gitmemizi sağlayacak bir tür ekran eşiği. Ama biz bir yere gidebiliyorsak, o yerden de bize gelinebiliyordur. Profesör, bu meseleyi hâllededursun, onun birkaç sokak ötesinde yaşayan çocuklar, hayal güçlerini harekete geçiren tuhaf olaylara muhatap olmaya başlamışlardır bile.

Sebep olduğu sorunlardan bihaber, kendi dünyasında çalışmaya devam eden profesör, istemeden bir “kaçağa” yol vermiş olduğunun farkındayken, yine de nasıl bu denli rahat davranabiliyor, pek akıl almıyor başlangıçta. Burnunun dibinde bir sorun var, onunla bile pek ilgilenmiyor mesela. Fakat sonra profesörün zaten “vukuatlı” olduğunu öğreniyoruz ve beş benzemez de bu noktada özel bir göreve tayin ediliyor.

UFO’lar, dünya dışı varlıklar, uzaylılar… ne diyorsak, nasıl tanımlıyorsak, bu hikâyede hepsinin bir yeri var. Komplo teorilerinin ve “son derece gizli devlet sırlarının” da olduğu gibi. Aşkın Güngör, pek çok insanın düşündüğü, konuştuğu, zaman zaman haberleşen, efsane tadındaki bu malzemeyi de çocukların konuşmalarına dâhil etmiş, ihtimallerin kapısını açık bırakmış.

Beş Benzemez
Yerçekimi Hırsızı
Aşkın Güngör
Resimleyen: Murat Sayın
Bilgi Yayınları, 164 sayfa 

İyi Kitap, Sayı 122, Mart 2020

Yazan: Sema Aslan

Bir Cevap Yazın