Aşkın Güngör

Barışa koşmak için savaşın yıkıcılığını görmek gerekebilir.

Aşkın Güngör, Baba Savaş Ne Demek adlı kitabında bunu başarmaya çalışıyor.

Babasının gözlerinde hem sevgi denen kanatlı arıyı hem de savaş denen çok dişli yaratığı gören küçük bir kızın masumiyetine tanık olmak için…

İnsansız dünyada can bulan eşyaların hayatı sorgulamasını gözlemek için…

Sadece ağaçlarla gölgelerinin değil, güvercinlerin ve doğanın kendisinin de barışa duyduğu özlemi izlemek için…

Eski zamanlardan bugüne barışın mesajını getiren bir yapay zekânın yakarışlarını dinlemek için…

Barışı tüm dünyada mümkün kılmak için…

Savaşı tanıyın..

Bilgi Yayınevi

978-975-2208-28-5

Sayfa Sayısı: 70

Basım Yeri: Ankara

Basım Tarihi: Nisan 2019

Editör: Mavisel Yener

Resimleyen: Abdullah Sarışen

Adam kocamandı ve kocaman da bir gülümsemesi vardı. Nasıl yapıyordu bilinmez ama Sevgi denen bir yaratık besliyordu gözlerinde. Kızına her baktığında o yaratık ortaya çıkardı. Küçük kız defalarca görmüştü onu. Kediler gibi uzun kuyruğu olan bir arıya benziyordu. Ama… Belki de tam tersi, arılarınki gibi kanatları olan minicik bir kediydi, kim bilir. Öylesine ufak bir yaratıktı ki küçük kız hangi tahmininin doğru olduğunu kestiremiyordu.

Kanatlı bir kedi ya da kuyruklu bir arı! Üf, ne karışık işler! Yine de komikti. Kız onu görünce gülerdi. Kahkahası her yana yayılır, açık pencerelerden evlere girer, rüzgâr gibi caddeleri aşar, mutsuz insanlara sürtünüp onlara umut bulaştırır, geceyse Ay Dede’yle yıldızlara, gündüzse Güneş’e dek yükselirdi.

Minicik dedim ama Sevgi adlı kanatlı kedi (veya kuyruklu arı, artık hangisiyse) minicikten de küçüktü. Karınca kadar var ya da yoktu. Tüyleri, babanın kahverengi gözleriyle aynı renkteydi. Bir de sihirliydi ki sormayın gitsin. Onun ortaya çıkmasıyla kız güler, baba da gülücük denen şey bulaşıcıymış gibi aynı şekilde gülmeye başlardı. Yüzü aydınlanır, gözlerinin kenarına incecik damlalar sıra sıra dizilirdi. Hatta bazen o damlalardan biri aşağı atlar, babanın top sakallı çenesine doğru uzun bir yolculuğa çıkardı.

Küçük kız bir keresinde sormuştu: “Baba, gözlerindeki ne?”

“Gözbebeği tatlım,” demişti babası.

“Hayır, onu sormuyorum ki.”

“Neyi soruyorsun ya?”

“Gözlerindeki arıyı soruyorum.”

“Gözlerimdeki arı mı?”

“Tabii akıllım, arı. Ama…”

“Ama ne?”

“Pek arıya da benzemiyor aslında. Belki de arı gibi kanatları olan minicik bir kedidir.”

“Yani gözlerimde yaşayan kanatlı bir kedi mi var?”

“Galiba.”

Babanın gözleri kocaman olmuş, içlerinde bir şeyler oynaşmış ve tam da o anda kanatlı minik kedi yeniden ortaya çıkmıştı. Kahkaha atmıştı baba. Kızı kucaklayıp havalara kaldırmış, sımsıkı sarılmış, yanaklarını, boynunu, ellerini, minik parmaklarını öpmüş de öpmüştü.

Kız kıkırdamış, “Ay baba, gıdıklanıyorum ya!” demişti.

Baba daha da çok gülmüştü o zaman. Kızın saçlarını karıştırmış, “Ömrümsün kız,” demişti. “Kalbimsin kız.”

“Baba?” demişti kız merakla.

“Söyle tatlım.”

“Ömrümsün ne demek?”

“Sen ömrümün en değerli şeyisin demek.”

“Baba?”

“Söyle canım.”

“Kalbimsin ne demek?”

“Beni hayatta tutan şeysin demek.”

“Baba?”

“Söyle bebeğim.”

“Peki gözlerindeki o kanatlı kedi ne?”

“Hımm…” demişti babası. “Anladım şimdi. Sen Sevgi adlı minik yaratığı soruyorsun.”

“Sevgi adlı minik yaratık mı!” demişti kız coşkuyla. “Ne acayip!”

“Acayiptir ya. Hem de nasıl sevimlidir bilsen.”

“Biliyorum. Beni hep güldürüyor. Onu ne zaman görsem içim şöyle oluyor, hangi renkli balonlar var ya, işte onlar gibi, içim renkli renkli oluyor. O senin gözlerine gelince hemen gülmeye başlıyorum.”

“Belki de sen gülüyorsun diye geliyordur o yaramaz şey benim gözlerime.”

“Nasıl?”

“Yani belki de senin gülücüklerin onu saklandığı yerden çıkartıyordur, olamaz mı?”

“Olabilir.”

Küçük kız, bu söylenen şeyi tam olarak anlayamamıştı aslında ama fazla da üstünde durmamıştı. Öyle ya da böyle, babasının gözlerinde adı Sevgi olan sihirli minik bir yaratık vardı ve onun orada olması kızı çok ama çok mutlu ediyordu. Bu yeterliydi. Hiç değilse uzunca bir süre.

Sonra bir şeyler oldu. Kanatlı kedi gittikçe daha az görünmeye başladı babanın gözlerinde. Kız bunun nedenini anlayamadı. Babası eline bir gazete alıp koltuğuna oturuyor, yazılanları oflayıp puflayarak okuyor, sonra televizyonun karşısına geçip sabahtan akşama dek haberleri izliyordu. Artık çok az gülümsüyor, genellikle somurtuyordu…