DÜŞLER DİYARI

Kemerlerinizi bağlayın!..  Çalınan gülücüklerin peşine düşeceğiz. İyilikle kötülüğün savaştığı, serüven dolu bir yolculuğa çıkıyoruz… 

Bu yolculuk bizi Düşler Diyarı’na götürecek!.. Zihinlerimizde bir film karesi gibi canlanacak güçlü bir hikâyeye…

Ertan, Bülent ve Kadri isimli üç sınıf arkadaşı kitapların tozunu almakla cezalandırılır ve serüven başlar…

Bir kütüphanenin tozlu rafları arasında başlayan fantastik hikâye için buyurun kitabın sayfalarına…

Bilgi Yayınevi

Sayfa Sayısı : 324

Basım Yeri : Ankara

Basım Tarihi : Kasım 2018

Kapak: Candan İşcan

KUŞ ADAM VE ASLAN ADAM

Ertan, “Başıma gelecekleri bilsem bu işe hiç kalkışmazdım,” diye düşünüyordu. Gökyüzündeydi. Koca kanatlarını çırparak bulutların arasında süzülüyor, rüzgârın tenini ısırmasına ve saçlarının at yelesi gibi dalgalanmasına alışmaya çalışıyordu.

“Geeeeelll!”

Bu seslenişi zihninde duydu. Tüyler ürperticiydi. Sanki sivri ve keskin tırnaklar kafatasını tırmalıyordu.

“Geeeelllllll!”

Ertan yere doğru alçaldı. O yaklaştıkça yemyeşil tepeler kararmaya, rengârenk çiçekler solmaya, masmavi sular bulanmaya başladı. Yine de sudaki yansımasını bir anlığına da olsa gördü. Sarı saçları beline dek inen, sırtında kocaman beyaz kanatlar olan bir Kuş Adam’dı. Yüzünün üst yarısı kartal kafasına benzeyen bir kaskla örtülmüştü. Toprağa gömülen ayaklarına bakınca, tam da kaska uygun şekilde sarı pençelere benzeyen (ve itiraf etmek gerekir ki epeyce de havalı olan) tuhaf çizmelerini fark etti. Sırtında ok dolu bir sadak, sol kolundaki uzun kılıfta da masmavi parıldayan bir yay vardı.

Kanatlarını birleştirip yürümeye hazırlandığı anda tüylerini diken diken eden çağrıyı yine duydu: “Geeeeelllll!”

“Patlama! Geliyorum!” diye seslendi ötelere doğru. Bu tepkisinin karşı tarafta şaşkınlık yarattığı gibi bir hisse kapıldı. Belli ki itaat etmesini, korkmasını, çaresizlikle titremesini bekliyorlardı, kafa tutmasını değil.

Sessizlik oldu. Ertan yürümeye başladı. Sesin hangi noktadan çıktığı belli değildi ama gitmesi gereken yer hakkında en küçük kuşkusu yoktu. Ayak bastığı andan beri iyice kararan zeminde yemyeşil kalan, kendine ait özel bir ışıkla aydınlatılırcasına ışıl ışıl olan alana doğru yürüdü.

Çöldeki vaha gibiydi burası, cehennemdeki cennet parçasıydı, ateşin içindeki serinlikti ve bütün mevcut kötülüklerin zıttı bir iyilik alanıydı.

“Çünkü öyle olduğuna inanmamı istiyorlar,” diye düşündü Ertan. “İyi varlıklar olduklarına inanmamı istiyorlar.”

Kararmış toprağı ve çürümüş çimenleri aşarak kurtarılmış bölgeye girdi. Kuş cıvıltıları, çocuk gülüşmeleri doldu kulaklarına ama ortada ne hayvan ne de insan vardı.

“Hoş geldiiiiin,” dedi tatlı mı tatlı bir ses. Az önceki çağrıyı yapan korkutucu sesle alakası yoktu bunun.

“Hoş mu geldim?” dedi Ertan saf saf. “Nereye hoş geldim?”

“Buraya tabii ki. Renkli Şeyler Şelalesi’ni izleyebilecek şanslı çocuklardansın sen.”

“Aman ne mutlu bana!”

“Benimle tanışmak ister misin?”

“Asıl sen benimle tanışmak ister misin?”

“Şey… Ne?”

Sesteki şaşkınlık o kadar belliydi ki Ertan içten içe güldü. Kahkahalar attı hatta. “Sonuçta ben kahramanlar kahramanı Kuş Adam’ım, sense sadece bir sessin,” dedi böbürlenerek.

“Ehm… Hayır… Sadece ses değilim.”

“Ne belli?”

“Madem öyle, sana görüneceğim. Beni birden karşında görünce sakın korkma.”

“Çok çirkin değilsen korkmam.”

Ertan karşı taraftan gelen o şaşkınlık hissini yine duydu. Yüzünde tek mimik olmasa da içten içe kahkahalar atmayı sürdürdü.

Bir an sonra Cam Kafa karşısınaydı. Tam da köydeki kızın tarif ettiği gibiydi: Boynundan ayak bileklerine dek inen gri bir cübbe giyen, sıska, en az iki buçuk metre uzunluğunda, ince boynunda kafa yerine camdan yapılma dikdörtgen prizma taşıyan bir varlık.

Ertan’ın zihnine aynı tatlı ses doldu yine: “Merhaba.”

“Ay! Ödüm koptu!” dedi Ertan. Sonra da gülerek ekledi: “Şaka şaka.”

“Benden korkmamana sevindim,” dedi Cam Kafa. Oysa sesinde bu gerçekleşmediği için hissettiği hayal kırıklığı tonu vardı.

“Ben de senin benden korkmamana sevindim,” dedi Ertan.

“Biraz şakacıyız ha?”

“İkimiz mi?”

“Hayır, sen.”

“Ama çoğul cümle kurdun.”

“Ne kurdum?”

“Şakacısın demedin, şakacıyız dedin.”

“Ne var bunda?”

“Soru var sonunda.”

Cam Kafa’nın boynu yavaşça yana eğildi. Ertan, onun bir yüzü olsa, şimdi kaşlarını şaşkınlıkla çatmış olacağına emindi.

“Ne yapmak istediği anlamıyorum,” dedi Cam Kafa. “Sana yardım için buradayım.”

“Ben de Kuş Adam! İşte okum, işte yayım!”

“Ne saçmalıyorsun böyle sen?”

“Kurtarırım insanları, kötülük kıs kıs gülerken!”

Cam Kafa aniden öne eğildi. Upuzun parmakları pençe gibi kıvrılıp Ertan’ın omuzlarını kavradı. “Bu kadar maskaralık yeter!”