23.5 C
İSTANBUL
26 Mayıs 2018, Cumartesi

DÜŞLER DİYARI

    Düşler Diyarı, 1996 BU Yayınevi Çocuk Edebiyatı Roman Yarışması’nda Jüri Teşvik Ödülü aldıktan bir yıl sonra, 1997 yazında BU Yayınevi tarafından yayınlandı.
    Kitapta Ertan, Bülent ve Kadri adlı üç sınıf arkadaşının, okul kütüphanesinde buldukları gizemli bir günlük aracılığıyla Düşler Diyarı denen bir boyuta geçmesi ve orada yaşadıkları fantastik maceralar anlatılıyor.
    Çocukların bulduğu günlük Düşler Diyarı’ndaki Ralkazu ülkesinin Gülücük Kontesi’ne aittir. Günlükte Kontes’in başından geçen kötü olaylar ve yardım dileği yer almaktadır. Ertan, Bülent ve Kadri günlüğün içinde yazan olayların uydurma değil düpedüz gerçek olduğunu anlayınca, Kontes’e yardım etmeye karar verirler.
    Geriye Düşler Diyarı’na geçebilmek kalmıştır. Üstelik bu diyarda sadece Gülücük Kontesi’ne değil, bizzat kendilerine de yardım edeceklerdir.

İNCELEME & ELEŞTİRİ

ARKA KAPAK

Düşler Diyarı yok oluyor!

Gerçek dünyadaki hayalleri, umutları, düşleri besleyen Düşler Diyarı kötü Kral Lizer’e boyun eğmek üzere.

Bu korkunç olayı engelleyebilecek üç kişi var: Bülent, Ertan ve Kadri. Bu üç arkadaş, Düşler Diyarı’nın korkunç yaratıklarla ve dost varlıklarla dolu topraklarına geçecek, savaşı iyilerin kazanması için mücadele edecekler.

“Mutlaka okunması gereken, olağanüstü bir kitap.” —Aytül Akal, Cumhuriyet Kitap

“Düşler Diyarı çocukları evrensel değerler konusunda eğlendirerek bilinçlendirmektedir.” —Yrd. Doç. Dr. Gülsüm Uçar (4-6 Ekim 2006, 2. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu bildirisinden.)

KÜNYE

Kitap Adı: Düşler Diyarı

Basım Yılı: Mayıs 1997 (1. Baskı)

Türü: Fantastik Roman

Sayfa Sayısı: 160

Kapak: Bahadır Barış Özsoy

Yayıncı: BU Yayınevi

KİTAPTAN BİR BÖLÜM

(…)

Çocuklar dünyanın hiçbir yerinde böyle güzel bir ezgi olamayacağını düşünüyorlardı ki her şey bir anda değişti. Telaşlı kanat sesleri doldurdu açıklığı. Kuş orkestrası sustu. Onun yerine birbirine karışan çığlıklar duyulur oldu. Yine kuş sesleriydi bunlar ama artık dehşet ve korkuyla bağırıyorlardı.

“Bu sesleri hiç beğenmedim,” dedi Kadri.

“Al benden de o kadar,” diyerek onayladı Bülent. “Çok kötü bir şeyler oluyor.”

Ertan başını kaldırıp seslerin geldiği yöne baktı. Korkuyla büyüdü gözleri. “Çabuk buraya gelin!” diyerek kollarından çekiştirdi arkadaşlarını.

Üçünü de gizleyebilecek genişlikteki bir ağacın arkasına sindiler.

“Ne oluyor?” dedi Kadri şaşkınlıkla.

“Şuraya bak!” diyerek işaret etti Ertan.

Bülent’le Kadri onun söylediği yere baktı ve bahsini çok duydukları yarasa adamlardan ikisini gördüler.

“Aman Tanrım! Hayal ettiğimden bile korkunçlar!” diye fısıldadı Bülent.

Yarasa adamlar çocuklarla hemen hemen aynı boydaydı, belki birkaç parmak kısa veya uzundular, o kadar. Yere iniyorlardı. Vücutları koyu renk kıllarla kaplıydı. Kemikler üstüne gerilmiş pütürlü derilere benzeyen kanatları kocaman, sapsarı ışıldayan gözleri küçücüktü. Kafaları yassıydı ve tepelerinde üçgen kıvrımlı kulakları görünüyordu. Uzun tırnaklı elleri pençe gibiydi ve o pençeler cansız birkaç kuşu zalimce tutuyordu.

“Pis mahlûklar!” diye söylendi Ertan. “Zavallı kuşları öldürmüşler!”

“Bizi de öldürmelerini istemiyorsan ağzını kapat!” diye uyardı onu Bülent.

Yarasa adamların biri kemikleri sayılacak kadar zayıf, diğeri fıçı kadar şişmandı. Bellerindeki kemerlere asılı küt kılıçların ucundan kan damlıyordu. Belli ki kuşları yakalamak için pençelerini değil o kılıçları kullanmışlardı. Gölün kıyısına çöküp avlarını yere bıraktılar.

“Kolay bir avdı Kılığaşa,” dedi şişman, zayıf olana.

Sırıtarak, “Haklısın Zamnatu,” diye onayladı diğeri.

Korkunç pençeleriyle tekrar kavradıkları zavallı kuşları küçük sivri dişlerle dolu ağızlarına götürdüler. Geniş birer yarık gibi görünen dudaklarından yükselen iğrenç şapırtılar çocukların midesini bulandırmaya yetti. Başka bir yerlere bakarak bu iğrenç ziyafetin sona ermesini beklediler.

“Ah şu pis mahlûklara gününü gösterebilsek!” diye mırıldandı Bülent.

Bu kez Ertan susmasını işaret etti ona. Yarasa adamlar çok yakında değildi ama yine de seslerini duyabilir, onlara saldırabilirlerdi. Tam Bülent ona “haklısın” dercesine başını sallamıştı ki hiç istemedikleri bir şey oldu: Ertan’ın sırt çantasında duran kelebek birden kanatlanıp çocukların çevresinde uçmaya koyuldu. Her zamanki gibi kanatlarından ışıklar dökülüyor ve doğanın tüm renklerini etrafa saçıyordu. Tehlikenin farkında değildi zavallıcık.

Bin Renkli Kelebek’i ilk gören Kılığaşa oldu. Hemen doğruldu. Zamnatu’nun omzuna elini koyup onu da uyardı. “Şuraya bak!” dedi pis pis sırıtarak. “O aptal perinin Kral Lizer’den çaldığı kelebek değil mi bu?”

“Evet, o!” dedi Zamnatu heyecanla. “Hah ha! Onu yakalarsak Kral Lizer çok memnun olur. Ödüllere boğar bizi.”

“Hadi yakalayalım!”

Kelebek ağaç dalları arasında uçmaya devam ediyor ve farkında olmadan tehlikeye yaklaşıyordu. Yarasa adamlar büyük kanatlarını açarak havalandı. Altlarında kalan göl suyuna çirkin görüntüleri yansıdı.

Kadri bu duruma daha fazla seyirci kalamayarak ağacın arkasından fırladı. “KAÇ!” diye haykırdı. “KAÇ KELEBEK, KAÇ!”

(…)

İLGİLİ HABERLER