23.5 C
İSTANBUL
26 Mayıs 2018, Cumartesi

GOHOR CAM KENT

Tarihin her döneminde dışarıda bırakılanlar olmuştur. Bu, onlardan birkaçının öyküsüdür.

2003 yılında BU Yayınevi tarafından ilk baskısı yapılan Gohor Cam Kent 10 yıl sonra yeni okurlarıyla buluşmak üzere yola çıktı.Tudem’in yeni markası Deli Dolu tarafından yayınlanan, editörlüğünü Mavisel Yener’in üstlendiği Gohor Cam Kent‘te, Ramelya adlı teknolojik kentin yakınlarındaki Gününgülü’nde yaşayan Gohor Askine’yle dostlarının 2400′lü yıllarda geçen serüveni anlatılıyor.Gohor’la dostlarının (Vulu, Guugu, Tarer, Bruui, Gamgiğ, Hamşin, Roknet, Bay Öhh, Burş Ana ve diğerleri) geleceğin dünyasındaki nahif ama yer yer gerilim dozu artan serüvenlerinin başlangıç kitabı bu.

2400’lerdeyiz. Mavi Ankaların, kızıl baykuşların, hareketli fotoğrafların, düş odalarının, meleklerin ve daha nicelerinin var olduğu bir dünyadayız. Kendini tüm dış etkenlerden soyutlamış, fanusla örtülmüş camdan bir kentteyiz. Gohor Evreni’ne hoş geldiniz!

Fantastik ve bilim kurgu edebiyatımızın güçlü kalemlerinden Aşkın Güngör, üç kitaptan oluşan yeni serisi Gohor’la, yaratıcılığın sınırlarını zorlayan gizemli bir dünyanın kapılarını aralıyor.

Yüzlerce yıl sonra, gelecekte bir yerde, her yerin yanıp kavrulduğu bir evrendeyiz. Dünyayı kasıp kavuran bu felaketlerden kendini kurtarmayı başaran şanslı bir azınlık kendine yeni bir yaşam alanı yarattı. Cam Kent, dış dünyanın tüm kötülüklerinden uzakta, zenginlik ve refah içerisinde. Oysa kentin sınırları dışında kalan bölgelerde yaşam hiç de iyimser bir tablo çizmiyor. Cam Kent göründüğü kadar masum bir yer olmayabilir mi? Geçmişimizin ayak izlerini silebilir miyiz? Geleceğimizin ayak izleri nerede gizlidir?.

Ödüllü yazar Aşkın Güngör, yaşam, bilim ve insan üçgeninde oluşturulmuş düşünsel bir denklemin çözüm yollarını aramaya çağırıyor okurlarını. Cam Kent’ten Yoğid oğlu Gohor Askine’nin izinde, gerçek ve mutlak olanı keşfetmek üzere bilim kurgu öğeleriyle bezeli felsefi bir deneyim sunuyor.

İNCELEME & ELEŞTİRİ

ARKA KAPAK

Fantastik ve bilim kurgu edebiyatımızın güçlü seslerinden Askın Güngör, gizemli Gohor Evreni’ne çağırıyor okurları. Karanlığın panzehirini birlikte aramaya davet ediyor.Gohor Evreni sınırları içindeki Cam Kent’te, Mavi Ankalar, Kızıl Baykuşlar, Melekler, düş odaları, hareketli fotoğrafar, robot bakıcılar ve nicesi var. Orada dış dünyadan yalıtılmışlar nefes alıp veriyor. Kent çevresinde ilkel bir yaşantı sürmek zorunda bırakılan insanlar…Yoğid oğlu Gohor Askine’nin, yaşamın anlamına, gerçeğe ve mutlak olana doğru gerçekleştirdiği kaçış…Cam Kent, göründüğü kadar masum mu?Geçmişimizin ayak izlerini silebilir miyiz?Geleceğin ayak izleri nerede gizli?

KÜNYE

Kitap Adı: Gohor Cam KentBasım Yılı: Şubat 2013Türü: Bilim Kurgu RomanSayfa Sayısı: 200Editör: Mavisel YenerKapak: Rıza TürkerYayıncı: Deli Dolu / Tudem

KİTAPTAN BİR BÖLÜM

(…) Dalga dalga açıldı karanlık. Kar tepeleri, iri kayalar aydınlandı. Kocaman, boz bir gölgeye ulaştı kızıl ışık –dört ayak üzerinde dikilen öldürücü bir gölgeye.“Kurtlar!” diye haykırdı Gamgiğ. “Kaçın!”Aynı anda hayvan, gırtlağından korkunç bir ses çıkararak atıldı. Meşalenin dalgalanan ışığında bir yıldırım gibi görüp yitirdim onu. Gamgiğ üzerine zifir gece çökmüş gibi görünmez oldu. Savrulan baltasının ışıltısı sıçradı göğe. Bir acı uluma. Sonra Gamgiğ’nin bağırtısı. Boğuşma sesleri.Yanımdan hızla geçerek karmaşanın sürdüğü karanlığa daldı Hamşin. “Geldim!” diye haykırdı.“Hayır!” diye bağırdı Gamgiğ. “Git! Kaçın! Bu liderleri olmalı! Çok kalabalıklar!”Elister bayırdan aşağı doğru iteledi beni. “Kaçsana aptal!” diye bağırdı. Sonra iri gövdeli bir yıldırım gibi daldı karanlığın içine, baltasını sallayarak.Donmuş gibi kaldım olduğum yerde. Bir yere gidemiyordum. Bir sürü kurdun uluması, vahşi çığlıkları, Gamgiğ’nin, Hamşin’in, Elister’in bağırtıları kulaklarımda çınlıyordu. Seslere doğru bir adım attım. Bir adım daha. Bir adım daha…Düştüğü yerde sönmek üzere olan meşalelerden birini aldım elime. Alev canlandı. Ağır ağır yaklaşmaya devam ettim ve çarpışmanın tam ortasında kalıverdiğimi anladığımda geri dönmemi sağlayacak direnci bulamadım bacaklarımda; isteğim dışında titreyip duruyorlardı. Uzanabildiğim en yüksek noktaya kaldırdım meşaleyi.Birkaç adım uzağımda Gamgiğ sırt üstü yatmış olduğu yerde üzerindeki kurtla boğuşuyordu. İkisi de, boğuştukları alan da kırmızıya kesmişti. Kanları birbirine karışmış iki düşmandılar. Onun az ötesinde Elister baltasını hünerle savurarak yoluna çıkan her kurdu cansız yere seriyor, yardım etmek için Gamgiğ’ye ulaşmaya çalışıyordu. Hamşin dizlerinin üzerindeydi. Bir kolunu karnına bastırmış, diğeriyle baltasını savurmaya çalışıyordu. O da kan içindeydi.Nasıl oldu, böyle bir şey yapmama sebep olan nasıl bir duyguydu bilmiyorum, ama ansızın ileri fırladım. Elimdeki meşaleyi yapıştırdım Gamgiğ’nin üzerindeki kurdun sırtına. Yıldırım çarpmış gibi sıçradı hayvan. Gamgiğ’nin belindeki keseden saçılan meşale yağlarına bulanan tüyleri alev aldı. Uluyarak daldı diğer kurtların arasına. Bu, alevin birkaç hayvana daha sıçramasına neden oldu. Aynı anda grubumuzun diğer elemanları vardı tepeye. İnatla saldırılarını sürdüren birkaç kurdu da onlar hakladı. Sonra sesler kesildi. Derin solumalar ve meşalelerde oynaşan alevlerin cılız çıtırtıları kaldı geride. Bir de kan. (…)

İLGİLİ HABERLER