GOHOR CAM KENT

Tarihin her döneminde dışarıda bırakılanlar olmuştur. Bu, onlardan birkaçının öyküsüdür.

2400’lerdeyiz. Mavi Ankaların, kızıl baykuşların, hareketli fotoğrafların, düş odalarının, meleklerin ve daha nicelerinin var olduğu bir dünyadayız. Kendini tüm dış etkenlerden soyutlamış, fanusla örtülmüş camdan bir kentteyiz. Gohor Evreni’ne hoş geldiniz!

Fantastik ve bilim kurgu edebiyatımızın güçlü kalemlerinden Aşkın Güngör, iki kitaptan oluşan yeni serisi Gohor’la, yaratıcılığın sınırlarını zorlayan gizemli bir dünyanın kapılarını aralıyor.

Yüzlerce yıl sonra, gelecekte bir yerde, her yerin yanıp kavrulduğu bir evrendeyiz. Dünyayı kasıp kavuran bu felaketlerden kendini kurtarmayı başaran şanslı bir azınlık kendine yeni bir yaşam alanı yarattı. Cam Kent, dış dünyanın tüm kötülüklerinden uzakta, zenginlik ve refah içerisinde. Oysa kentin sınırları dışında kalan bölgelerde yaşam hiç de iyimser bir tablo çizmiyor. Cam Kent göründüğü kadar masum bir yer olmayabilir mi? Geçmişimizin ayak izlerini silebilir miyiz? Geleceğimizin ayak izleri nerede gizlidir?.

Ödüllü yazar Aşkın Güngör, yaşam, bilim ve insan üçgeninde oluşturulmuş düşünsel bir denklemin çözüm yollarını aramaya çağırıyor okurlarını. Cam Kent’ten Yoğid oğlu Gohor Askine’nin izinde, gerçek ve mutlak olanı keşfetmek üzere bilim kurgu öğeleriyle bezeli felsefi bir deneyim sunuyor.

Delidolu

Head of Sales , Intel

Basım Yılı: Şubat 2013

Türü: Bilim Kurgu Roman

Sayfa Sayısı: 200

Editör: Mavisel Yener

Kapak: Rıza Türker

Yayıncı: Deli Dolu / Tudem 

(…)

Dalga dalga açıldı karanlık. Kar tepeleri, iri kayalar aydınlandı. Kocaman, boz bir gölgeye ulaştı kızıl ışık –dört ayak üzerinde dikilen öldürücü bir gölgeye.

“Kurtlar!” diye haykırdı Gamgiğ. “Kaçın!”

Aynı anda hayvan, gırtlağından korkunç bir ses çıkararak atıldı. Meşalenin dalgalanan ışığında bir yıldırım gibi görüp yitirdim onu. Gamgiğ üzerine zifir gece çökmüş gibi görünmez oldu. Savrulan baltasının ışıltısı sıçradı göğe. Bir acı uluma. Sonra Gamgiğ’nin bağırtısı. Boğuşma sesleri.

Yanımdan hızla geçerek karmaşanın sürdüğü karanlığa daldı Hamşin. “Geldim!” diye haykırdı.

“Hayır!” diye bağırdı Gamgiğ. “Git! Kaçın! Bu liderleri olmalı! Çok kalabalıklar!”

Elister bayırdan aşağı doğru iteledi beni. “Kaçsana aptal!” diye bağırdı. Sonra iri gövdeli bir yıldırım gibi daldı karanlığın içine, baltasını sallayarak.

Donmuş gibi kaldım olduğum yerde. Bir yere gidemiyordum. Bir sürü kurdun uluması, vahşi çığlıkları, Gamgiğ’nin, Hamşin’in, Elister’in bağırtıları kulaklarımda çınlıyordu. Seslere doğru bir adım attım. Bir adım daha. Bir adım daha…

Düştüğü yerde sönmek üzere olan meşalelerden birini aldım elime. Alev canlandı. Ağır ağır yaklaşmaya devam ettim ve çarpışmanın tam ortasında kalıverdiğimi anladığımda geri dönmemi sağlayacak direnci bulamadım bacaklarımda; isteğim dışında titreyip duruyorlardı. Uzanabildiğim en yüksek noktaya kaldırdım meşaleyi.

Birkaç adım uzağımda Gamgiğ sırt üstü yatmış olduğu yerde üzerindeki kurtla boğuşuyordu. İkisi de, boğuştukları alan da kırmızıya kesmişti. Kanları birbirine karışmış iki düşmandılar. Onun az ötesinde Elister baltasını hünerle savurarak yoluna çıkan her kurdu cansız yere seriyor, yardım etmek için Gamgiğ’ye ulaşmaya çalışıyordu. Hamşin dizlerinin üzerindeydi. Bir kolunu karnına bastırmış, diğeriyle baltasını savurmaya çalışıyordu. O da kan içindeydi.

Nasıl oldu, böyle bir şey yapmama sebep olan nasıl bir duyguydu bilmiyorum ama ansızın ileri fırladım. Elimdeki meşaleyi yapıştırdım Gamgiğ’nin üzerindeki kurdun sırtına. Yıldırım çarpmış gibi sıçradı hayvan. Gamgiğ’nin belindeki keseden saçılan meşale yağlarına bulanan tüyleri alev aldı. Uluyarak daldı diğer kurtların arasına. Bu, alevin birkaç hayvana daha sıçramasına neden oldu. Aynı anda grubumuzun diğer elemanları vardı tepeye. İnatla saldırılarını sürdüren birkaç kurdu da onlar hakladı. Sonra sesler kesildi. Derin solumalar ve meşalelerde oynaşan alevlerin cılız çıtırtıları kaldı geride. Bir de kan. 

(…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir