14.5 C
İSTANBUL
25 Eylül 2018, Salı

GOHOR CAM KENT

Tarihin her döneminde dışarıda bırakılanlar olmuştur. Bu, onlardan birkaçının öyküsüdür.

2003 yılında BU Yayınevi tarafından ilk baskısı yapılan Gohor Kurtlar Yolu 10 yıl sonra yeni okurlarıyla buluşmak üzere yola çıktı.Tudem’in yeni markası Deli Dolu tarafından yayınlanan, editörlüğünü Mavisel Yener’in üstlendiği Gohor Kurtlar Yolu’nda Ramelya’dan vahşi topraklara kaçan Gohor Askine’yle dostlarının 2400′lü yıllarda geçen serüveni anlatılıyor.Gohor’la dostlarının (Vulu, Guugu, Tarer, Bruui, Gamgiğ, Hamşin, Roknet, Bay Öhh, Burş Ana ve diğerleri) geleceğin dünyasındaki nahif ama yer yer gerilim dozu artan serüvenlerinin devam kitabı bu.

Geleceğin ayak izleri sizi çağırıyor… Gohor Evreni tüm ihtişamıyla büyülemeye devam ediyor.

Fantastik ve bilimkurgu edebiyatımızın güçlü kalemlerinden Aşkın Güngör’ün, üç kitaptan oluşan “Gohor” serisinin ikinci halkası Kurtlar Yolu’nda yer yerinden oynayacak! Cam Kent Ramelya’dan arkadaşlarıyla birlikte kaçan Gohor Askine’yi heyecan dolu bir serüven bekliyor.Hiçlik alemindeki zaman kulesine ulaşmak için sevgi mi gerekir yoksa oyunu kuralına göre oynamak mı? Birileri gerçekten zamanı yönetiyor olabilir mi? Gohor evreninde sorular cevap buldukça arayışlar hiç durmadan çoğalıyor…Yazının var ettiği bir dünyada her şeyin mümkün olabileceğini savunan ödüllü yazar Aşkın Güngör, “Gohor” serisinde, gerçek ve mutlak olanı keşfetmek üzere bilimkurgu öğeleriyle bezenmiş felsefi bir macera sunuyor. “Çağdaş edebiyatımızın kazançlarından olan ‘Gohor’ serisi, biçim ve içerik olarak içinde yaşadığımız ‘uzam’ı da sorgulamaya açıyor.” —Mavisel Yener, Cumhuriyet Kitap “Kıyamet sonrası” diye nitelendirilebilecek karanlık bir anlatı sunan Gohor, fantastik, bilimkurgu edebiyata Türkçeden yapılan katkının önemli örneklerinden.” —İyi Kitap

İNCELEME & ELEŞTİRİ

ARKA KAPAK

Fantastik ve Bilimkurgu edebiyatımızın güçlü seslerinden Askın Güngör etkileyici, derinlikli, iz bırakan bir yolculuk sunuyor okuruna.Gohor serisinin ikinci kitabı Kurtlar Yolu’nda Cam Kent Ramelya’dan arkadaslarıyla birlikte kaçan Gohor Askine’nin heyecan dolu serüvenine davetliyiz.Hiçlik alemindeki zaman kulesine ulaşmak için sevgi mi gerekir yoksa da politik davranmak mı? Zamanı kim yönetir? Sorular yanıtlandıkça arayışlar çoğalır bu evrende…

KÜNYE

Kitap Adı: Gohor Kurtlar YoluBasım Yılı: Şubat 2014Türü: Bilim Kurgu RomanSayfa Sayısı: 216Editör: Mavisel YenerKapak: Rıza TürkerYayıncı: Deli Dolu / Tudem

KİTAPTAN BİR BÖLÜM

(…) Uçurumun kıyısında koşmaya başladık. Aynı anda bağırışlarla tamtamların yine yaklaştığını fark ettim. Geliyorlardı. Mekanik bir vızıltı büyümeye başladı kulağımda. Benzer başka bir ses eklendi bu vızıltıya. Uzaklardaki dağların ardına inmeye başlayan ayın ışığını kesen bir gölge ilişti gözüme. Bir haykırış yankılandı. Başımı kaldırdım. Üzerimize gelen, metrelerce uzunluğundaki kanatları yanlara açık, koca gövdesine yıldızların yansıdığı, başında burgulu uzun bir boynuz olan mekanik bir kısrak gördüm. Vahşi kılavuzlarımız gibi hırpani bir çocuk koltuk altındaki uzun mızrağı dimdik uzatmış halde oturuyordu uçan atın sırtında. Diğerlerini uyararak yere attım kendimi. Önce gördüğüm kısrak, ardından da bir başkası geçti hemen üzerimizden. Öylesine yakındılar ki oluşturdukları rüzgârın bizi uçuruma savuracağından korktum.“Şimdi!” diye bağırdı zorunlu kılavuzumuz.Ayağa fırlayıp koşmaya başladık. Sağımızdaki uçurum, dibi görünmez bir tehlike olarak uzanıyordu ilerilere doğru ve o istikamette umut veren ince gölgeler halinde gerilmiş duruyordu asma köprünün kalın urganları. Yaya takipçilerimiz ağaçların ardındaki ışık taşıyan siluetler olmaktan kurtulmuş, açık alanda kalabalık bir vahşiler sürüsü halinde peşimizdeydi hâlâ.İki altın kısrak havada geniş bir daire çizdikten sonra bir kez daha atıldı üzerimize. Bu sefer saldırıyı savuşturmak daha kolay oldu. Artık birkaç metre uzağımızdaydı köprü.Aynı anda Tarer göğü işaret ederek, “Üç kısrak daha!” diye bağırdı.Onlar da sırayla indi üzerimize. Ölümcül darbelerinden sakınmak için sol yana sıçradık. Bir çarpma sesi duyuldu, kırılan tahta çatırtıları. Boğuk bir haykırış yayıldı geceye. Atlardan biri yalpalayarak devrildi uçuruma. Nasıl bir metalden yapıldığını anlayamadığım geniş kanatları uyuyan esintiyi şahlandırarak boşluğu dövdü bir an. Binici çocuk bir boğuk haykırış daha koyuverdikten sonra kıyıya atmaya çalıştı kendini. Kısacık bir an boşlukta asılı kalmış gibi geldi bana. Sonra atı yutan boşluğa düştü. Dik kayalara çarparak aşağı ulaştıkları duyuldu biniciyle atın.Bu felaketin şaşkınlığını soluyacak zamanımız yoktu. Köprüye atıldık. Ancak o zaman anladım atın asma köprüyü taşıyan kalın urganların bağlı olduğu kütüğe çarptığını. Kütük parçalanmıştı. Köprünün sağ tutamaklarını taşıyan ip boşlukta sallanıyordu.“Nasıl geçeceğiz?” diye inledi Mâl.“Soldaki tutamakları yakalayın!” dedim. “Asla bırakmayın! Alttaki urgan bizi taşıyacak kadar kalın.”“Çabuk,” diye inledi vahşi kız.Aynı anda ince ağaç dallarının acemice yontulmasıyla oluşmuş oklar, mızraklar yağmaya başladı çevremize.“Fırlayın!” diye bağırdı Tarer.Mümkün olduğunca hızlı adımlarla, önce vahşi delikanlıyla kız, sonra Mâl, Tarer ve ben ilerlemeye başladık asma köprünün üzerinde. Minik Ron ne olduğunu fark edemediğimiz uyarılar sıralayarak uçuyordu yanımızda. Yaşamla aramızdaki tek bağ olduğunu bilmeyen köprü dehşetle sallanıyordu ağırlıklarımız altında. Urganı oluşturan ip yığınlarının birbirinden ayrılırken neden olduğu çıtırtıları duyuyordum.Üzerimizde uçan dört kısrak bir saldırı girişiminde daha bulundu ama az önce arkadaşlarının başına gelenlerden etkilenmişler olsa gerek, oldukça yukarıdan geçtiler. Bu tedirginliği yaşama fırsatı bulamadan Mâl’in bağırışını duydum.“Ne yapıyorsun?” diyordu. “Delirdin mi! Yapma!”

(…)

İLGİLİ HABERLER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.