23.5 C
İSTANBUL
26 Mayıs 2018, Cumartesi

KAHRAMAN KORKAK BABAM

Pıtırcık serisindeki gibi lakaplara özenip kendine Kıvırcık adını takan Aras ve Çalı adını taktığı Azra adlı ablası, anne-baba ve anneanneleriyle (bir de kanarya Pörtlek’le) yaşıyorlar.

    Kıvırcık’ın keyfi, bir sabah okula gittiğinde Şapşik lakaplı gıcık bir sınıf arkadaşının sürpriziyle kaçıyor. Meğer taksi şoförlüğü yapan babası silahlı bir çatışmanın ortasında kalmış ve Şapşik de babasının taksiden çıkıp sürünerek bir dükkana girdiği güvenlik kamerası görüntülerini bulmuş. Babasının “korkaklığına” dair görüntüleri sınıfla birlikte izleyen Kıvırcık adeta yerin dibine geçiyor. Ne de olsa tüm babaların kahraman olması gerekir, değil mi?
    Bu skandal üzerine, babalarının korkak imajını düzeltmek için abla kardeş planlar yapıyor. Ama ne planlar: Sırf babası onları korusun, onlar için kavga etsin diye yabancılara tekme atmak mı üzerlerine alçı dökmek mi… Ama yok, kibar ve sağduyulu baba her seferinde çocuklarının yaramazlıklarını fark edip onların tuzağına düşmüyor.
    Derken bir plan yapıyorlar ancak bu kez oyunları tehlikeli bir hâl alıyor ve babalarının gerçekte nasıl bir kahraman olduğunu kendi gözleriyle görmek zorunda kalıyorlar.

İNCELEME & ELEŞTİRİ

ARKA KAPAK

“Fabrikanın dışına yanaşan taksinin motor sesini dinledik. Vücudumuzu saran halat nedeniyle hareket etmemiz imkânsızdı ve yaşanacak her şeyi sadece izleyebilecektik. Bunu bilmek hissettiğim pişmanlığı artırıyordu. Biraz sonra kim bilir neler yaşanacak ve biz babamıza yardım bile edemeyecektik.”

Aşkın Güngör’ün çocuk kalbi roman kahramanlarıyla birlikte çarpıyor.

Kıvırcık, Çalı, Sırık, Şapşik ve kahraman korkak baba…

KÜNYE

Kahraman Korkak Babam

Resimleyen: Berk Öztürk

ISBN: 978-975-2206-67-0

Ebat: 13,5×21,5 cm

204 sayfa, holmen, renkli resimli

10 yaş ve üzeri, roman

Temalar: Mizah, polisiye

Yayıncı: BİLGİ YAYINEVİ

KİTAPTAN BİR BÖLÜM

Bölüm 1

ŞAPŞİK

Bu öğlen okul bahçesinde Şapşik yanıma geldi ve pis pis gülerek “Sana çok acayip bi’ sürprizim olacak Kıvırtık,” dedi.

Birbirimizden hiç hoşlanmazdık. Bunun pek de iyi bir sürpriz olmayacağı açıktı. Önce “Lakabım Kıvırtık değil, Kıvırcık!” diye hatırlattım ona, sonra da “Ne sürpriziymiş bu Şapşik?” diye sordum.

Elini burnumun önünde sallayarak “Benim lakabım da Şapşik değil, seni gidi mankafa!” dedi. “Bana Heybetli diyeceksin!”

Kalın camlı gözlüklerinin altına dek inen uzun perçemlerine ve çilli yanaklarına bakarak gülümsedim. “Lakabı heybetli olan birine göre epeyce sevimli ve ufak tefeksin,” dedim alayla. Öyle ya, ne de olsa benimle aynı boydaydı. Hatta bir iki parmak kısaydı bile.

“Sana öyle geliyor! Ben son derece…” diye parlamıştı ki, aniden susarak yüzüme dik dik baktı. “Aman neyse, senin uyuzluklarınla uğraşmayacağım. Nasıl olsa birazdan gününü göreceksin!”

“Bak, bi’ gıcıklık yaparsan seni iyice pataklarım,” diyerek gözdağı vermeye çalıştım.

“Dene de gör!” dedi. Yine pis pis sırıtmaya başlamıştı ve gerçekte olduğundan yüz elli kat falan daha gıcık görünüyordu. “Sınıfa gelirsen acayip sürprizimi görürsün!” diye ekledi.

“Aman çok da merak ettim sanki,” dedim. Ama daha şimdiden içim içimi yemeye başlamıştı. Elinde bana karşı çok iyi bir koz olmasa bu kadar neşeli görünmezdi.

“Çok acayip bi’ sürpriz,” dedi. “Çok acayip. Babanla ilgili.” Sonra da bir şey dememe fırsat bırakmadan dönüp koşa koşa okula girdi.

Arkasından baktım. Babamla ilgili bir sürpriz mi? Ne demekti ki bu? Ellerimi pantolon ceplerine sokarak yürümeye başladım. Şapşik’in koşarak kat ettiği yolu ağır ağır adımladım. Öğle teneffüsünü eğlenerek değerlendirmeye çalışan diğer öğrencilerin arasından süt dökmüş kedi gibi geçtim. Başım yere eğikti. Kara kara düşünüyordum: Bu sürpriz ne olabilirdi? Şapşik’i bu denli mutlu ettiğine göre beni rezil edeceği kesindi. İyi ama konunun babamla ne ilgisi vardı?

Sınıfımızın olduğu koridora girmiştim ki bir kol omzuma dolandı. Baktım: Sırık.

Benimle aynı hizaya gelmek için sırtını hafifçe kamburlaştırmış, eğik yürüyordu. Bir eli hemen her zaman olduğu gibi pantolon cebindeydi. Gülümseyerek “Ne o Kıvırcık?” dedi. “Gemilerin mi battı be?”

“Battı galiba,” dedim.

“Ne demek oğlum bu?”

“Şapşik’in bana çok acayip bi’ sürprizi varmış.”

“Haa, şu sürpriz.”

“Ne yani? Sen biliyo musun sürprizi?”

“Biliyorum.”

“Nedir? Babamla ilgili ne söyleyecek ki Şapşik denen o sahtekâr?”

“Bilmiyorum.”

Tepem atıverdi. “Biliyo musun bilmiyo musun?” dedim ters ters. “Bi’ öyle diyo’sun bi’ böyle!”

Sırık “Bir sürpriz yapacağını biliyorum ama sürprizin ne olacağını bilmiyorum,” dedi. “Teneffüste hepimizin yanına tek tek geldi. Sınıftaki herkesin yani, taam mı? ‘Ders zili çalmadan on dakika önce sınıfta olun, çok acayip bi’ sürprizim var’ dedi.”

Merakım iyice artmıştı. “Ne olabilir ki bu sürpriz?” diye mırıldandım.

“Birazdan görürüz,” dedi Sırık.

Birlikte sınıfa girdik.

(…)

İLGİLİ HABERLER

KARELER

KIVIRCIK İLE ÇALI KİTAPLARIYLA İLGİLİ DAHA ÇOK BİLGİ