SALDIRGAN MASUM ANNEM

Kahramanlarımız Kıvırcık ve ablası Çalı, “Kahraman Korkak Baba“larından sonra bu sefer de internette gördükleri annelerine ait haber ve görüntülerle şoka girer. Arkadaşları Şapşik, elinde tabletiyle onlara çıkagelmiş, acı gerçek bir anda gözlerinin önüne serilivermiştir: “GAYRIMENKUL DANIŞMANI KADIN CİNNET GEÇİRDİ.”

Bilgi Yayınevi

978-975-2206-97-7

Sayfa Sayısı : 216

Basım Yeri : Ankara

Tarihi : Nisan 2017

Resimleyen : Berk Öztürk

(…)

Ayakkabılarını portmantonun altındaki çekmeceye koymak için eğilen babam, doğrulduğu anda bizimle göz göze geldi. Gülümsedi ama yorgun ve keyifsiz görünüyordu. “Hayırdır?” dedi. “Niye toplaştınız buraya?”
“Annem geldi zannettik,” dedim.

“Yaa,” diyen babam kederle iç geçirdi. “Anlıyorum.”

Onun kendisini değil de annemi beklememize bozulduğunu sanıp “Ama senin gelmen de iyi,” diye atıldım.

Babam yine gülümsedi ama bu defaki az öncekinden de zavallı bir denemeydi. “Teşekkürler Aras,” diye fısıldadı. Onun ne kadar kahraman biri olduğunu bilmesem, ağlamamak için çabaladığını düşünebilirdim.

Aklındaki soruyu doğrudan sormaya cesaret edemediğinden olsa gerek “Yemek yemeye mi geldin baba?” diye sordu Çalı. Oysa çok iyi farkındaydım ki bu, ‘Gececi çalıştığın halde bu saatte evde ne işin var ve şu anda evde olması gereken annem nerede’ demekti.

Babam kem küm etti. Yine gülümsemeyi denedi ama bu kez yüzünde korkutucu bir keder belirdi. “Şey… çocuklar… konuşmamız gerek,” dedi güçlükle.

Onu o halde görünce, durumun sandığımızdan da kötü olduğunu hissettim. Tüylerim diken diken oldu. Az önce Çalı’nın soramadığını bir çırpıda sordum: “Baba, annem eve gelmeyecek mi?”

Anneannem “Neden gelmesin anan eve?” diye seslendi arkamdan. Anlaşılan, koridorda hararetle konuştuğumuzu duyunca ters giden bir şeyler olduğunu anlamış, televizyonun önünden kalkıp yanımıza gelmişti.

Babam “Salona geçin,” dedi. “Orada konuşalım.”

Dediğini yapıp salondaki üçlü ve dörtlü koltuklara yan yana oturduk.

Babam salonun ortasında ayakta duruyordu. Oturmaya niyeti yok gibiydi. Ama sonradan vazgeçti ve televizyonun çaprazında kalan tek kişilik koltuğa çöktü. Yanındaki sehpada duran kumandayı alıp televizyonu kapadı. Bize dönüp hepimize tek tek baktı. Sonunda derin bir nefes alıp “Bakın, şöyle bir şey var…” dedi.

Araya girerek “Neler Olmuş Neler’deki haberi okuduk baba,” dedim. “Videoyu da izledik… şey… annemle ilgili olanı.”

Bu sözlerimi duyunca babam birazcık olsun rahatlamış göründü. Belki de zihnini asıl meşgul eden, konuya nasıl gireceğiydi. Önce Çalı’ya, sonra da bana bakarak “Çocuklar, o haberde yazılanlar doğru değil,” dedi. “Bunun farkındasınız değil mi?”

Anneannem “Ne haberiymiş o?” diyerek araya girdi.

Onu duymazdan gelen Çalı “Peki o zaman annem nerde?” diye sordu.

“O biraz karışık,” dedi babam.

Başındaki yazmayı sıkıntıyla çekiştiren anneannem “Ne karışık?” dedi bu kez.

Konuya balıklama girmeye karar veren Sırık “Cinnet getirdiği doğru mu?” diye sordu aniden.

“Ona cinnet getirmek denmez, cinnet geçirmek denir,” diye Sırık’a posta koydu Şapşik.

“Ne cinneti? Ne konuşuyo’sunuz siz?” diye sordu anneannem.

“Hayır, elbette ki cinnet falan geçirmedi,” dedi babam. “Bir şeyler olmuş orada… yani tuhaf bir şeyler… ne bileyim.”

Bunlar pek de açıklayıcı sözler değildi. Daha fazlasını bilmeye ihtiyaç duyuyordum. Bu nedenle “Nasıl tuhaf şeyler olmuş yani?” diye sordum.

“Nerede tuhaf şeyler olmuş?” diyerek araya girdi anneannem.

Onu duymayan babam “Anneniz kocaman eşekarıları gördüğünü, onları kovalamak için ellerini salladığını söylüyor,” diye açıkladı. “Kadına da o sırada yanlışlıkla vurmuş.”

“Kim hangi kadına vurmuş?” diyerek boşluğa bir soru daha savurdu anneannem.

Aynı esnada Çalı “Tabii ya!” dedi heyecanla. “Böyle bir yanıtı olduğunu tahmin etmiştim.”

Onun heyecanından pek de etkilenmeyen Şapşik “İyi ama videoda eşekarısı falan görünmüyordu ki,” dedi.

Anneannem bu kez “Ne videosu? Ne eşekarısı?” demişti ki aniden sustu. Damarlı elini hızla havaya kaldırıp “BAM!” diye indirdi koltuğun dayanma yerine. Hepimiz yerimizde sıçradık.

Anneannem “YETTİNİZ!” diye bağırdı. “NE OLDUĞUNU BANA DA ANLATIN HELE! SİZİN KARŞINIZDA FAKİR DAMIN UYUZ EŞEĞİ Mİ ANIRIYO!”

Babam “Estağfurullah anne,” dedi süklüm püklüm halde. “Başımızdan ufak bir yanlış anlaşılma geçti de… Onu konuşuyoruz çocuklarla.”

“Nasıl yanlış anlaşılmaymış o?”

Böylece babam, annemin başından geçen ve bizim de videoda izlediğimiz her şeyi en başından anlattı. İki gündür bu konuyla uğraştıklarını, bize yansıtmadan sorunu çözmeye çalıştıklarını ama başaramadıklarını, olay gazetede de yayınlanınca anlatmak zorunda kaldığını aktardı. Anneannem ikide bir onu susturup olup olmadık ayrıntıları öğrenmek istediğinden bu muhabbet epeyce uzun sürse de on beş dakika içinde bitti.

(…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir