DÜŞLER DİYARI DUYURUSU / CUMHURİYET KİTAP

1996 Bu Yayınevi Çocuk Edebiyatı Roman Yarışması’nda jüri teşvik ödülüne değer bulunan Düşler Diyarı’nın yeni baskısı Bilgi Yayınevi tarafından yapıldı. Okuru Düşler Diyarı’na davet eden fantastik kurguda Ertan, Bülent ve Kadri isimli kafadarlarla tanışıyoruz. Onların bir kütüphanenin tozlu raflarından olağanüstü bir öykünün içine düşmelerinin, inanılmaz maceralar yaşamalarının anlamı sayfalarda saklı. Fantastik anlatı türünün temel özelliklerini iyi bilen verimli kalem Aşkın Güngör’ün “Kulultum”un şifresi, “Rilibalo”nun gizemi gibi eğlenceli, zekice sözcük oyunlarına şimdiden hazır olun. Gülücük Kontesi, Zamnatu ve diğerleri okurunu bekliyor…

Düşler Diyarı / Aşkın Güngör / Bilgi Yayınevi / 2018 / 322 s. / 12+

27 ARALIK 2018

CİNNET GEÇİREN ANNEMİZ “İNTERNET FENOMENİ” OLUR MU? / BİLGİ YAYINEVİ BLOG

Her çocuk annesini deli gibi sever ama onun delirmesini elbette istemez. Resimli, neşeli, serüven dolu bir çocuk romanı.

Allah’ım bu ailenin, internette ne bitmeyen çilesi varmış! Kahramanlarımız Kıvırcık ve ablası Çalı, “Kahraman Korkak Baba“larından sonra bu sefer de internette gördükleri annelerine ait haber ve görüntülerle şoka girer. Arkadaşları Şapşik, elinde tableti onlara çıkagelmiş, acı gerçek bir anda gözlerinin önüne serilivermiştir: “GAYRIMENKUL DANIŞMANI KADIN CİNNET GEÇİRDİ.”

Bir bankanın güvenlik kamerası görüntülerini izlerken az kalsın hepsi de küçük dilini yutacaktır. Bu kadın gerçekten anneleri olabilir miydi? Neler oluyordu ki böyle? Emlak danışmanı anneleri, bankada karşılıklı konuştuğu yaşlı bir hanımefendinin karşısında tuhaf tuhaf hareketler yapıyor, sonra yaşlı kadının suratına patlatıyor, kadın sırtüstü düşünce de üstüne atlıyordu!  Görüntü burada kesilmişti.

İşler, ÇALI’nın Saçları Gibi “ARAP SAÇI”na Dönüyor!    

Kıvırcık ile Çalı’nın babaları eve geç gelir. Arkadaşları Şapşik, Sırık ile Fırfır’la birlikte, neler olup bittiğini babalarından öğrenmeye çalışan çocukların kafası iyice karışır. Babalarının söylediklerine göre; anneleri bankada eşek arıları gördüğünü, onları kovalamaya çalışırken böyle bir kaza yaşandığını anlatmış. İşin kötü yanı, bu kargaşa sırasında köklü bir holdingin patronu olan yaşlı kadının çantası bir tarafa savrulmuş, içindeki aile yadigârı pahalı gerdanlık da ortadan kaybolmuş… Yaşlı hanım, babalarıyla avukatı aracılığı ile görüşmüş, anneleri karakoldaymış…

Mış mış da mış mış.

Bizim Takım İş Başında

Görüntüleri dikkatlice izleyen, durdurup geriye alan, tekrar tekrar bakan çocuklar, görüntülerde “eşek arısı” filan göremez. Bu işin içinde bir iş vardır, ama ne? Planlar devreye girer!

Holding Patronu “SEVGİYE ÇOKMUHTAÇ” Hanımefendiyi Ziyaret

Çocuklar hınzır bir planla yola çıkar. Okul gazetesi için röportaj yapma bahanesiyle bir randevu koparıp Sevgiye Hanım’ın holding binasındaki odasına kabul edilirler. Sohbet güzel gider. Olay hakkında çaktırmadan bilgi almaya çalışırlarken Çalı, annesini hırsızlıkla suçlayan bu kadına daha fazla dayanamaz, isyan eder. Emlak danışmanının, kendi anneleri olduğunu Sevgiye Hanım’a açık edince de kovulurlar.

Bundan sonrası, dedektiflik romanlarını aratmayacak cinsten heyecanlı, polisiye bir hal alacaktır.

Çocuklar gerçek suçlulara adım adım yaklaşır!

Kayıp Gerdanlık Meselesi ve Güvenlikçi HIDRELLEZ ile Nefes Kesen Kovalamaca

Kıvırcık ve arkadaşları, bilgi almaya çalıştıkları bankanın güvenlik görevlisi Hıdrellez’in hışmına uğrar. Annelerinin suçsuzluğunu kanıtlayacak görüntüleri elde eden Kıvırcık ile Hıdrellez arasında sokak sokak, amansız bir kovalamaca yaşanacaktır!

Anneannem HAYALET mi, Yoksa ZOMBİ mi Oldu?  

Kızının başına gelenlere dayanamayıp rahatsızlanan anneannelerinin, hastaneye kaldırıldığını öğrenen Kıvırcık çok üzülür. Telefonla kendisini arayan Çalı’nın “anneannemi kaybettik” sözlerini yanlış anlayarak onun öldüğünü sanıp kahrolur. Oysa anneannesi hastaneden kaçmıştır. Holdingin önünde onunla yolları kesişir ve  gözlerine inanamaz.

N’olur Adalet Yerini Bulsun Artık

Ailece perişan olan Kıvırcık, arkadaşlarıyla birlikte annesini kurtarabilecek mi? Her şeyden önemlisi, işin aslı astarı nedir? Şu eşek arıları da nereden çıkmıştır? Gerçek suçlular kimdir, necidir? İşte heyecan dolu bir macera daha!

“Saldırgan Masum Annem” soluk soluğa okunacak, serüvenlerle dolu bir çocuk romanı. Aşkın Güngör yazdı. Berk Öztürk resimledi. Mizah yüklü, kurgusu başarılı, çizgileri çok sevimli. Yepyeni deyim, atasözü ve sözcükleri çocuklara kazandırmak için özen gösterilmiş.

Arkadaşlık, kardeşlik ilişkileri, aile dayanışması, dilimizi doğru konuşup kullanma, gerçek dünyanın tehlikeleri, sosyal medyanın gücü ve yanıltıcı yönleri, teknolojik buluşların kötü yönde kullanılabilir olduğu… Roman, çocuklara pek çok konuda doğru mesajlar veriyor. Doğal  ve akıcı anlatımı, gülümseten hınzırlıkları ile her çocuğun severek okuyacağı bir kitap.

KAYNAK: Bilgi Yayınevi

HER YAZAR LİNCİ TADACAKTIR!

Çok eğlenerek, her bir kahramanını çok severek iki kitap yazdım: Kahraman Korkak Babam, Saldırgan Masum Annem

İlk kitap olan Kahraman Korkak Babam’da birtakım yanlış anlaşılmalar sonucu babalarını korkak zanneden iki kardeşin onu kahraman gibi gösteren bir video çekmeye çalışması ve bu süreçte başlarından geçen komik olaylar anlatılıyor. Sonuçta başlarını gerçekten derde sokuyorlar ve onları o dertten kim kurtarıyor dersiniz? 

Devam kitabı Saldırgan Masum Annem’de bu kez annenin başı derde giriyor ve çocukları onun masumiyetini ispatlamaya çalışıyor. Tabii ki her şey yine bir yanlış anlaşılmalar silsilesinden ibaret ve aslında anne masum. 

Bunlar üçlemenin ilk iki kitabı. Üçüncü ve son kitap Sarsak Tırsak Ailem adını taşıyacak ve benim içimden yazıp tamamlamak gelmiyor. Neden biliyor musunuz? “Saldırgan anneler” yüzünden… 

Anlamadınız mı? 

Anlatayım: 

İki kitap birkaç aylık yakın aralıklarla çıktı ve ben bu yazıyı yazarken iki yıla yakındır piyasadalar. Haklarında ŞURADA yer alan gibi değerlendirmeler yapıldı ki bu benim için gerçekten büyük keyif. En büyük ödülse küçük bir okurumdan gelen aşağıdaki gibi iletiler: 

“Bugüne dek hiçbir kitabı bitirememiştim. Kahraman Korkak Babam’ı da zorla elime verdiler. Aa? Bir baktım ki bitirmişim. Sonra Saldırgan Masum Annem’i kendim isteyip okudum. İyi ki bu kitapları yazmışsınız. Bana kitap okumayı sevdirdiler.” 

Geçtiğimiz günlerde özellikle Saldırgan Masum Annem’e acayip bir saldırı gerçekleşti. Şöyle: 

Tamamı kadınlardan (ve belli ki annelerden) oluşan bazı Facebook kullanıcıları Bilgi Yayınevi’nin kitapla ilgili yaptığı paylaşımların altına hakarete varan sert eleştiriler yazdılar, halen de reklamlar aktif oldukça yazmayı sürdürüyorlar. 

“Böyle kitapları çocuklarıma okutmam!” diyenler bir yana, “Şaka mısınız?” diye soranlar, “Çocuk edebiyatını öğrenin!” diye ahkam kesenler, “Bu ne rezalet!” diye efelenenler, “Türkçeniz de pek güzelmiş!” diye işi alaycı bir küçümsemeye indirgeyenler, “Ön yargılı olmayın,” diyenlere karşı “Böyle kitaplara önyargılı olurum!” diye diklenenler ve daha nicesi… Neden? Kitabın tanıtımı için kullanılan metinden ve kitap adlarından yola çıkarak kurguya emin olmuşlar, şimdi de hem yazarı hem de yayıncıyı topa tutuyorlar. Dahası, ılıman birkaç kişinin “Acaba içeriği nasıldır?” diye sormasına bile tahammül edemeyip onu da azarlamaktan geri durmuyorlar. Bak sen! 

“Bunu yazan kimdir? Bugüne dek neler yapmış, neler yazmıştır? Çocuklar için zararlı olacak şeyleri kitabına koyacak biri midir? Yazdığı kitaplarla ya da bizzat onunla ilgili değerlendirmeler var mıdır? Hepsinden önemlisi, kapağın altında ne var?” Umurlarında değil. 

“Hadi yazarı umursamıyorsun anlarım ama Bilgi Yayınevi gibi yayıncılığımızın onlarca yıllık kaliteli markasının senin düşündüğün seviyesizlikte kitapları okurlarına sunacağına nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” Yanıt yok. 

Nasıl olsun ki? Birbirinden gaz alarak karşı tarafa saldırmak günümüzün modası… Anlamaya çalışmak yerine dişlerini gösterip hırlamak daha kolay… 

Günün birinde o kitaplar ellerine geçer de okurlarsa “Nasıl da yanılmışım. Meğerse tanıtımda kullanılan kısa metin çocukların olayı nasıl yanlış anladığını aktarıyormuş, tüh tüh,” derler mi, sanmam. “Hatalıymışım,” demek hep en zorudur çünkü. 

Onu demek yerine “O zaman kitaba doğru düzgün isim koysaydınız hırrr! Ne biçim alıntı yapmışsınız harrr!” demek onlara kendilerini daha rahat hissettirecektir, çünkü “saldırgan” sözcüğünün yanında yer alan “masum” sözcüğünü görmezden gelenler sanmam ki başka anlamları da kendilerine göre eğip bükmesinler. 

Neyse… Söylenecek söz çok, erişilecek sonuç az. Ben burada kendimi paralasam da “saldırgan anneler” kapağını açıp tek paragrafını bile okumaya tenezzül etmedikleri kitapları yerin dibine sokmayı sürdürecekler. Ne diyeyim, yolları açık olsun. 

Aşağıdaki görsellerde saldırgan yorumların bazılarını görebilirsiniz. Üstlerine tıklarsanız büyüyecekler. 

Aşkın Güngör, 16 Nisan 2018

BABAMIZI “SOSYAL MEDYA CANAVARI”NA YEDİRTMEYİZ / BİLGİ YAYINEVİ BLOG

Her çocuğun babası, onun kahramanıdır.

Resimli, neşeli, serüven dolu bir çocuk romanı.

Günlük bir gazetenin internet sitesi. Sınıfın haylazı Şapşik, sitedeki o haberi, önce bilgisayardan akıllı tahtaya yansıttı. Sonra, güvenlik kamerasından alınan video görüntülerini bütün sınıfa izletti. İşte o zaman… Olanlar oldu!

Babanızın ne kadar “korkak” olduğunu kendi gözlerinizle görmek bir yana, bütün sınıfa, hatta “fısıltı gazetesi” sayesinde bütün okula rezil oldunuz gitti! Alaylar, laf çarpmalar, dalga geçmeler…

Kıvırcık (Aras) ve onunla aynı okula giden ablası Çalı (Azra) işte böyle büyük bir trajedi ile karşı karşıya kalmıştır. Oysa onların babası, hiç de korkak bir adam değildir. Yoksa?.. Ne yapıp edip bunun tersini kanıtlamaları şart olmuştur!..

Bu “Kıvırcık” yok mu, asıl adı: Aras… 12 yaşında tatlı bir çocuk.

Kendisinden iki yaş büyük ablasıyla aynı okula gidiyor.

Aras ona “Çalı” diyor; çünkü ablası Azra, karmakarışık saçlarıyla

kafasının üstünde sanki bir kuş yuvası taşıyor.

Kahramanlık Planları Devrede!

Kıvırcık ve Çalı, tezgâhladıkları ve babalarının da habersizce rol alacağı bir oyunla, onun aslında ne kadar cesur, kahraman biri olduğunu kanıtlama peşine düşerler.

Gizliden gizliye yürütülen bu çalışmalar sırasında; en başta babaları olmak üzere ev halkını da kuşkulandırmamaları gereklidir. Annesi sık sık Kıvırcık’ın ifadesini alır, anneanneleri durmadan onlara söylenir, terslenir, şikayet eder…

İki kardeşin işleri hiç de umdukları gibi gitmez. İlk iki “kahramanlık planı” suya düşer. Aksilikler yaşanır, tanımadıkları başka insanları da durduk yere rahatsız edip üzerler. Babaları onların bu tuhaf davranışlarına bir anlam veremez.

Kankaların Gücü Adına!

En sonunda, Kıvırcık’ın sınıf arkadaşı Sırık’ın da yardımı ile bambaşka bir plan devreye girer; bu sefer işi şansa bırakmayacaklardır. Olay sırasında Sırık’ın çekeceği görüntülerle babalarının bir korkak olmadığını okuldakilere kanıtlayacaklar, babaları yeniden saygınlık kazanacaktır.

Dünyada kötülük kol geziyor!

Bu kez, olaylar bir oyun olmaktan çıkar, gerçek ve heyecanlı bir polisiye macera onları beklemektedir. Hem de ne macera!!.. Babaları cesaretiyle onları hem büyük tehlikelerden kurtaracak, hem bu gerçek kahramanlığı ile gazetelere haber olacaktır. Bu arada babalarının korkaklıkla damgalandığı ilk olayın “aslı astarı” da başka bir biçimde ortaya çıkacaktır.

Aşkın Güngör yazdı. Berk Öztürk resimledi. “Kahraman Korkak Babam” içerdiği olumlu mesajlar ile güzel bir çocuk romanı. Dilindeki mizah, sık sık gülümsetiyor. Kurgusu başarılı, çizgileri çok sevimli.

Arkadaşlık, kardeşlik ilişkileri, korkaklık ve cesaret, aile dayanışması, dürüstlük, saygı, evcil hayvanlar, sorumluluklar, dilimizi doğru konuşup kullanma, gerçek dünyanın tehlikeleri, affetmeyi ve özür dilemeyi bilme, sosyal medyanın gücü ve yanıltıcı yönleri… Roman, çocuklara pek çok konuda doğru mesajlar veriyor. Doğal  ve akıcı anlatımı, gülümseten hınzırlıkları ile her çocuğun severek okuyacağı bir kitap.

KAYNAK: Bilgi Yayınevi

SEVGİLİ SALAK YAYIMLANDI

İlk baskısı 2007 yılında Olgu Kitaplığı tarafından gerçekleştirilen Sevgili Salak’ın yeni baskısı Türkiye’nin köklü yayınevlerinden Bilgi tarafından 2017 Eylül’ünde gerçekleştirildi.

Taksim’in arka sokaklarında geçen bir aşk ve cinayet öyküsünü anlatan Sevgili Salak’la ilgili ayrıntılı bilgi almak için lütfen TIKLAYIN.

SALDIRGAN MASUM ANNEM YAYIMLANDI

Kıvırcık ve Çalı lakaplı iki kardeşle hem arkadaşlarının hem de aile bireylerinin başından geçen eğlenceli ve sürükleyici olayları anlatan Kahraman Korkak Babam 2016 Ekim’inde basılmıştı.

Devam kitabı olan Saldırgan Masum Annem de 2017 Nisan’ında Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanarak okura ulaştırıldı.

BU KAHRAMAN, BAŞKA KAHRAMAN! / SANEM ERDEM / İYİ KİTAP

“DÜNYA SAVAŞIYORKEN BİZ BARIŞALIM MI?

“BOŞBEŞ CUMHURBAŞKANI BUGÜNE KADAR AZARLAMADIĞI HERKESİ TEK SEFERDE AZARLADI”

“ŞEHRİN ORTASINDA SİLAHLI ÇATIŞMA”

“DÖRT ÜLKE İKİ ÜLKEYE BARIŞ İLAN EDERKEN, SEKİZ ÜLKE ALTI ÜLKEYE SAVAŞ İLAN ETTİ”

Yok, yukarıdaki haber başlıkları gerçek değil, kitaptan bir alıntı. Aşkın Güngör’ün Kahraman Korkak Babam adlı kitabı böyle bir dünyada geçiyor işte. Savaşlar, çatışmalar, azarlamalar, haksızlıklar… Bizim alıştığımız, ancak alışmamamız gereken bir dünya.

Bu dünyada koca saçlı bir çocuk var: Adı Aras olsa da Pıtırcık serisindeki gibi lakaplara özenip kendine Kıvırcık adını takmış. Çalı adını taktığı bir de ablası var, onun gerçek adı da Azra. Bu iki kardeş anne, baba ve anneanneleriyle birlikte (bir de maceralar yüzünden ilgilenmeye vakit bulamadıkları kanarya Pörtlek’le) yaşıyorlar.

Kıvırcık’ın keyfi, bir sabah okula gittiğinde Şapşik lakaplı gıcık bir sınıf arkadaşının sürpriziyle kaçıyor. Meğer taksi şoförlüğü yapan babası silahlı bir çatışmanın ortasında kalmış ve Şapşik de babasının taksiden çıkıp sürünerek bir dükkana girdiği güvenlik kamerası görüntülerini bulmuş. Babasının “korkaklığına” dair görüntüleri sınıfla birlikte izleyen Kıvırcık adeta yerin dibine geçiyor. Ne de olsa tüm babaların kahraman olması gerekir, değil mi?

Bu skandal üzerine, babalarının korkak imajını düzeltmek için abla kardeş planlar yapıyor. Ama ne planlar: Sırf babası onları korusun, onlar için kavga etsin diye yabancılara tekme atmak mı üzerlerine alçı dökmek mi… Ama yok, kibar ve sağduyulu baba her seferinde çocuklarının yaramazlıklarını fark edip onların tuzağına düşmüyor. Derken bir plan yapıyorlar ancak bu kez oyunları tehlikeli bir hâl alıyor ve babalarının gerçekte nasıl bir kahraman olduğunu kendi gözleriyle görmek zorunda kalıyorlar.

Kitabın sürprizini bozmamak için fazla detaya girmek istemiyorum ancak finale doğru silahların ortaya çıktığını söylemekle yetineceğim sadece. Hop oturup hop kalktığım bu sahneler heyecanı tırmandırıp gerilim yaratıyor. “Çocuğum gündelik hayatta zaten şiddet sahnelerine fazlasıyla maruz kalıyor, bari okuduğu kitaplarda bunlara rastlayıp üzülmesin,” diyenlerdenseniz sizi başka bir kitaba alalım. Zira evsiz sandıkları bir adamın uyuşturucu satıcısı olduğu ortaya çıkıyor, üstelik ondan yardım istemek gibi bir hataya düşüyorlar! Ama merak etmeyin, korkup üzülseler de roman mutlu sonla bitiyor (kanarya Pörtlek hariç) ve didaktik bir anlatıma kaçmadan doğru-yanlış ayrımını gözler önüne seriyor. Mesela ilgisiz kalan zavallı ev hayvanlarının sonunun ne olacağını ders vermeksizin birazcık acıklı bir sahneyle gösteriyor.

Yazının başında yer verdiğim haber manşetleriyle olsun, çocukların babasının “Tüm haksız kararlara isyan etmelisiniz zaten” demesiyle olsun bu roman çocuklara pembe gözlükler değil, bir “gerçek dünyaya giriş” rehberi sunuyor bir bakıma. Fakat bunu öyle komik, öyle heyecan verici ve öyle sevimli yapıyor ki bir bakıyorsunuz okurken karakterlerle birlikte kıkırdamaya başlamışsınız. Böyle kitapları seviyorum ben, yetişkinlerin dünyasının bir prototipini sunan ve bunu yaparken de mizaha başvuran kitaplar. Atlattıkları tehlikelere rağmen çocuksu naifliklerini yitirmeyen karakterleri anlatan kitaplar. İçinde yaşadığımız huzursuz ortam sağ olsun, dünyanın tehlikelerine erkenden şahit olmak zorunda kalıyor çocuklar. Onları bu tehlikelerin adının bile geçmediği bir fanusa hapsetmemiz mümkün değil. Dünyanın çirkin yüzünü her gün “son haber”lerde, gazete manşetlerinde ve hatta sokaklarda gördükleri zaman yaşadıkları korkuyu, kafa karışıklığını bu tür kitaplar sayesinde bir nebze olsun giderebileceklerine, yaşanabilecek olumsuzluklara bu şekilde hazırlıklı olacaklarına inanmak istiyorum.

Kahraman Korkak Babam, bir yandan da bir yanlış anlamalar/anlaşılmalar komedisi aslında. Yazar, baba karakterinin korkak zannedilmesinin altında apayrı bir hikaye yattığına dair ipuçlarını metne usul usul serpiştiriyor ve büyük gerçeğin ortaya çıktığı sahneye kadar bir dizi yanlış anlama kurgunun belkemiğini oluşturuyor. Bu yanlış anlamalar mizah unsuru içerse de bizim saf çocukların uyuşturucu satıcısını evsiz zannetmeleri kitaba gerilim katıyor.

Aşkın Güngör’ün kitapta kullandığı dil, beni çok güldüren (ama gerçek hayatta karşıma çıksa koşarak uzaklaşacağım) huysuz anneannenin söylenmeleri ve laf sokmaları üzerinden yer yer eski kullanımlara, eski deyişlere kayıyor. Karaktere uygun bir dil bu elbette, ancak okurların ara ara okumayı kesip büyüklerine (veya sözlüklerine) başvurmalarına neden olabilir. Bununla birlikte yazar gayet düzgün bir Türkçe kullanıyor, kullanmayanları da çeşitli karakterler vasıtasıyla uyarıyor.

Berk Öztürk’ün çizimleriyse kitabın neşeli, komik dilini yansıtmakta çok başarılı olmuş. Kitap elime ilk geçtiğinde şöyle bir karıştırırken dikkatimi ilk çekenler biraz koyu tonlara kaçsa da canlı renk seçimleri ve özellikle Kıvırcık ile Çalı karakterlerinin birbirinden sevimli tiplemeleri olmuştu.

Yer yer kıkır kıkır güldüren yer yer de heyecandan kalbimi hoplatan bu romanın bir seri olması planlanıyormuş ve bir sonraki kitapta anne karakteri çileden çıkarılacakmış. Merakla bekliyorum.

Bu arada yayınevine not: Keşke kitapta emeği geçen tüm kişileri künyede görebilseydik.

Kahraman Korkak Babam / Aşkın Güngör / Resimleyen: Berk Oztürk / Bilgi Yayınevi / 2016 /204 s. / 8+

Sanem Erdem, İyi Kitap, Ocak 2017 #90

KORKU İNSANİ BİR DUYGU MUDUR? / MAVİSEL YENER / CUMHURİYET KİTAP

Korku insani bir duygu mudur? Gerçek korkaklar kimlerdir? Bu konular üzerine kafa yormak hepimize iyi gelecek. Sapşik, sınıf arkadaşı Aras’a çok kötü bir sürpriz yapar. Sınıftaki akıllı tahtada gösterilen bir videoda şehrin ortasında yasanan silahlı çatışmadan korkup, yerlerde sürünen bir adam vardır. Güvenlik kamerasına takılan bu görüntü Aras’ın babasına aittir. Sınıftaki herkes bu adamla alay eder. Babasının korkak olarak anılması Aras’a ağır gelmiştir. Onu kurtaracak tek şey, babasının kahramanlık yaptığını gösteren bir görüntü kaydıdır. Sınıftaki itibarını ancak böyle geri alabilecektir. Aras’ın bu planı uygulaması hiç de kolay olmayacaktır. Çocuk edebiyatının nitelikli kalemi Askın Güngör’ün kaleme aldığı bu kitabın serisini çocuklar merakla takip edecek. Kahraman Korkak Babam / Aşkın Güngör / Resimleyen: Berk Oztürk / Bilgi Yayınevi / 2016 /204 s. / 8+

Mavisel Yener, 17 Kasım 2016, Cumhuriyet Kitap

İlgili Kitap

KAHRAMAN KORKAK BABAM YAYIMLANDI

Fantastik veya bilimkurgu olmayan ilk çocuk kitabım olma özelliği de taşıyan Kahraman Korkak Babam, Türkiye’nin köklü yayınevlerinden Bilgi tarafından 2016 Ekim’inde yayımlandı.
Okurunun Çok olmasını dilerim.
Kitapla ilgili ayrıntılı bilgi için lütfen TIKLAYIN.

YAZAR BAKIŞI / AŞKIN GÜNGÖR

2007 yılında Olgu Kitaplığı tarafından basılan Sevgili Salak, Taksim’in arka sokaklarında geçen bir aşk ve cinayet öyküsünü anlatıyordu. Ana karakterler Nilay adlı bir konsomatrist ve onun sığıntısı, yarı akıllı Mahsun’du. Kitap da Mahsun’un bakış açısından anlatılıyordu zaten.

Bir süre önce şunu fark ettim: Kitabın yazılma serüveni kadar, o serüvenden söz etmek de keyifliymiş. Bunca zaman önceliğimin yeni kurguları hayata geçirmek olduğuna inanmış, yazma sürecinden söz etmenin zaman kaybı olduğunu düşünmüştüm. Yanıldığımı itiraf ediyorum. Kitabı okuyanlara yazım sürecinden bahsetmek, hele ki posta kutumda konuya ilişkin yorumlarını görmek bir hayli keyifli.

Öyleyse, Sevgili Salak’ın kısa yazım serüvenini ve okurlarından gelen birkaç yorumu aktaracağım bölüme geçelim, olmaz mı? Yalnız, “uyarmadı” demeyin, yan sekmedeki bölümler kitapla ilgili ciddi ipuçları içeriyor. Bütün yan unsurları çıkarıp da bu romancığa “yeraltı edebiyatına uygun aykırı bir cinayet anlatısı” diyebilirsek — ki, gördüğünüz gibi ben diyorum — kitabı okumadan aşağıdaki bölüme geçmenizi önermem. Çünkü o zaman Sevgili Salak bütün okuma cazibesini yitirecek, geriye de pek bir şey kalmayacaktır. Buraya kadar anlaştıysak ve mucize kabilinden Sevgili Salak’ı okumuş kitledenseniz, buyurun, devam edelim:

İşin aslı, Mahsun’la Nilay’ın “iğrenç” ilişkisi ilk yazıldığında on A4 sayfasını geçmeyen kısacık bir öyküydü ve içinde sadece bir tane cinayet barındırıyordu. Sonra bir arkadaşımla Olgu Kitaplığı’nı kurmamız söz konusu olunca (bu başka bir hüzünlü öyküdür, bu nedenle başka bir zamanda anlatılmalı) aklıma gelen ilk fikir — nedense — Sevgili Salak’ı kitaplaştırmaktı.

“Yarım akıllı Mahsun’la konsomatrist Nilay’ın öyküsünün ilgi çekeceğine neden inandın?” derseniz, bilmiyorum. Doğru bir karar olduğunu da iddia etmiyorum zaten — tamamı yazar dostlarımdan gelen aşağıdaki yorumları okuduğunuzda muhtemelen buna siz de ikna olacaksınız. Ama işte, yazı böyle bir şeydir. Bir ya da birkaç karakter zihninizde dolaşmaya ve yazılmak için baskı yapmaya başlarsa karşı koymak pek de mümkün olmaz. Öyleyse, bu “iğrenç” öykünün yazılmasına aracı olduğum için beni suçlamadan önce Mahsun’la Nilay’a kızmalısınız, başka zihinlere akmayı isteyerek beni zorlayan onlar çünkü, ben sadece yazıyı art arda dizen çaresiz kişiyim.

Yukarıda da belirttiğim gibi, Sevgili Salak romandan ziyade bir romancık olduğundan kitaplaştırma süreci fazla uzun sürmedi. Diğer pek çok kitabıma oranla mucize denecek bir süratte ulaştım son sayfaya. Gerçi Mahsun’la Nilay zihnime baskı yapmayı, “öykümüz burada bitemez, devam etmelisin,” demeyi sürdürdü, ama hayır, o kadar da değil, yazının günahına yeterince bulaştığımı düşünerek devam kitabına girişmedim. Hoş, o girişimi gerektirecek bir talep de görmedi zaten Sevgili Salak. Kitap bin beş yüz kadar okura ulaşsa da, belli ki öykü başkalarında bende yarattığı etkiyi yaratmadığından suskunlukla çevrelendi (hay Allah, konu kitaplarımın gördüğü talep olunca bu kelimeyi amma yineliyorum, değil mi: Suskunluk).

Yazarken farkındaydım, kitap ciltlenip elime geldiğinde de iyice emin oldum, Sevgili Salak benim tarzımın epeyce uzağındaydı. İçinde bolca argo vardı bir kere. Kitaplarımda başat olan umut, sevgi, aşk gibi olumlu kavramlar Sevgili Salak’ta olabilecek en aykırı şekillerde kendine yer bulabilmişti. Kitaptaki ana konu Mahsun’un Nilay’a beslediği saplantılı aşktı, tamam, ama o aşk da giysilerinden soyunmuş, geriye pek de makbul olmayan bir çıplaklık kalmıştı. Sanırım, yazar BA’nın iddia ettiği gibi, mizah dergilerinde sıklıkla okunan bir “bel altı edebiyatı türüne” de kaymıştı kitap biraz, o kadarından da emin değilim. Ama yine BA’nın, aynı yorumunda (ki, aşağıda okuyacaksınız) söylediği gibi çok satmadığını iyi biliyorum. Ve inanın, Mesih’in Klonu’nda olduğunun aksine, bu kez satmamak hiç umrumda değil. Çünkü daha yazarken Sevgili Salak’ın kaderinin “tam da bu” olacağının farkındaydım. Zaten Radikal Kitap’ta yer alan kısa eleştiri yanılmadığımı da kanıtladı:

Aşkın Güngör’ün Sevgili Salak’ı, bir aşk hikâyesine dayanıyor. Fakat bu aşk hikâyesi romantik unsurlardan çok komedi unsurlarıyla oluşturulmuş. Kitabın özgünlüğü de bundan kaynaklanıyor.

Roman, Mahsun ile konsomatris Nilay arasındaki aşkı hikâye ederken, olay örgüsü, aşırı derecede saf olan Mahsun karakteri üzerine kurulmuş.

Mahsun, Nilay’a duyduğu aşk nedeniyle cinayet bile işlemeye hazırdır. Fakat her şey, saf Mahsun’un düşündüğü gibi gerçekleşmez. İşin içine, Nilay’in yaşadığı kötü bir çocukluk dönemi de eklenince, olay örgüsünün gerilimi de, Mahsun’un asla öngöremeyeceği şekilde gelişir. Mahsun, büyük bir oyuna alet olduğunu anlayacak, fakat kurtulmak için çok geç olduğunu görecektir.

Hayır, haksızlık etmiyorum, bu yorum Sevgili Salak’ın hak ettiğinin ötesinde bir övgü de içeriyor bana kalırsa. Ama Mahsun’un yarım aklı nedeniyle yaptığı yorumları ve çıkarsamaları “komedi” olarak algılamak ilk andan beri garibime gitti, hâlâ da gidiyor. İşin içinde — Mahsun’un tüm şapşalca fikirlerine, iki yüzlü tavırlarına karşın — komediden çok acınacak bir yan bulduğumdan olsa gerek.

Sözü çok da uzatmadan diğer değerlendirmelere geçeceğim. Bunlar elektronik ortamda yapılmış yazışmalar, hiçbiri yazılı – sözlü basında veya bir internet sitesinde yayınlanmadı. Tümü yazar dostlarımın lütfedip benimle paylaştığı görüşlerden oluşuyor. Ayrıca onların kimi yorumunun altında verdiğim yanıtları da bulacaksınız. Bu, Sevgili Salak’la ilgili zihninizde çizilecek resmi tamamlayacaktır diye umuyorum. Hazırsanız buyurun, devam edelim. Yandaki sekmeleri sırayla tıklayabilirsiniz.

Bir de son not: Sevgili Salak‘ı yazarken yapmak istedikleri en iyi anlayan ve ipuçlarını okuma sırasında çözmeyi başaran sevgili Mavisel Yener oldu. Ayrıca sevgili Aytül Akal’ın değerlendirmeleri de son derece ayrıntılı ve derinlikli. O değerlendirmelere ayrı bir özen göstermenizi dilerim.