UYGULAMA: SEN (SESLİ ÖYKÜ)

Bilimkurgu Kulübü Sesli Öyküler serisinin 19. bölümünde, Uygulama Sen adlı öyküm seslendirildi. Bilimkurgu Kulübü Kısa Öykü Yarışması’nda üçüncülük elde eden öykü, bir cep telefonu uygulamasının yol açtığı felaketi anlatıyor.

İyi dinlemeler…

SeslendirenVarlık Ergen

Orijinal BağlantıBilimkurgu Kulübü

TBD BİLİMKURGU ÖYKÜ YARIŞMASINA KATILMA SÜRECİMİ YAZDIM

TBD’nin 2004 yılı bilimkurgu öykü yarışmasında “Sevgilim Dans Edelim mi?” adlı öykümle birinciliği kazandım. Yarışmadan haberdar olmam da katılmaya karar vermem de tamamen tesadüfler silsilesiydi.


O dönemde Bu Yayınevi’nde görev yapıyordum. Bir işle ilgili internette araştırma yaparken haber sitelerinden birinde TBD’nin yarışma duyurusuna rastladım. Yanlış hatırlamıyorsam ya bir sonraki gün ya da birkaç gün sonra son başvuru tarihiydi ve aklımda bir öykü taslağı olmadığından katılmayı düşünmeden haberi kapatıp işime döndüm.

Ne var ki haberin yankıları aklımdan bir türlü çıkmadı. TBD… Bilişim Dergisi… Bilimkurgu Öykü Yarışması… Sonunda “Çok kısıtlı bir süre kalmış olsa da ne yapabilirim?” diye düşünürken buldum kendimi.

Yeni öykü tasarlayıp yazmaya vakit olmadığına göre eski öykülerime başvurabilirdim ama hangisine? “Öykünün yayımlanmamış olması gerekir” şartı nedeniyle daha önce Atılgan Bilimkurgu Dergisi’nde yer bulmuş öykülerimi eledim. Derken aklıma “Sevgilim Dans Edelim mi?” geldi. Yine Atılgan için yazdığım bir öyküydü ama yeterli bulmadığımdan göndermemiştim. Tekrar okumamda bu kararımda hiç de yanılmadığımı gördüm. Ortada dişe dokunur bir şey var gibiydi ama yeterli değildi.

Sonunda ertesi gün iş olsa da sabahlamayı göze alarak “Sevgilim Dans Edelim mi?”yi sıfırdan yazdım. Başkarakter Flannery McCullers’ın kocası Thomas’la ilişkisi de kişisel sanrıları da biraz daha derinleşti ve işin içine giren yan karakterlerle konu bir öykü bütünlüğüne erişti.

İlk nüshada öykünün başkarakterlerini Türk olarak yazmıştım. Sonra kurgunun tedirgin edici yapısına uyduğunu düşündüğüm ve benzer atmosfere sahip öykülerini çok sevdiğim Flannery O’connor’a ithafen kadının adını Flannery McCullers olarak değiştirdim, tabii kocası da otomatikman Thomas oldu.

Kontrol okumasını bitirir bitirmez öyküyü tam da istendiği şekilde e-postayla verilen adrese gönderdim ve… Sonra unuttum.

Evet, gerçekten de uzunca bir zaman TBD’nin öykü yarışmasına katıldığım aklıma bile gelmedi. Ta ki yine bambaşka bir işle ilgili internette gezinirken karşıma çıkan şu başlığa kadar: Türkiye Bilişim Derneği Bilişim Dergisi 2004 Bilimkurgu Öykü Yarışması Sonuçlandı.

Bu başlıkla karşılaştığımda sonuçların açıklanma tarihini üç veya dört gün geçmişti ve bana kimse ulaşıp da “Yarışmayı kazandınız” dememişti. Dolayısıyla bunları idrak etmiş halde başlığa tıklarken hiç umudum yoktu ama sonuçta birinciliği kazandığımı öğrendim.

1993 yılında SHP’nin düzenlediği İnsan Hakları konulu öykü yarışmasında “Ve İp Gerildi” adlı öykümle de birincilik almış ve bir daha hiçbir yarışmaya katılmamıştım. TDB gibi bir oluşumun hele ki bilimkurgu içerikli yarışmasında birinci olmak beni daha sonra fazlasıyla onurlandıracak da olsa ilk anda hissettiğim şey sadece şaşkınlıktı.

“Ben neden bu sonucu günler sonra internetten öğreniyorum?” diye düşünerek telefona sarıldım, iletişim telefonlarından birini aradım. Birkaç kişiye yönlendirildikten sonra aldığım yanıt şuydu. “Evet, birinci oldunuz. Ödül töreni için sizi bilgilendireceğiz.”

Sadede geleyim…

TBD birinciliği aldığımda dört kitabı yayımlanmış (Ben Bir Kediyim, Düşler Diyarı, Gohor Cam Kent, Gohor Kurtlar Yolu), beşincisi de yayıma hazırlanan (Aykolik) bir yazardım. TBD’den aldığım ödül benim için bir onur ama “Yazma tutkunuzu arttırdı mı?” veya “Yayın dünyasıyla ilişkilerinizi güçlendirdi mi?” derseniz, ne yazık ki hayır. Bana herhangi bir olumlu yansıması olmadı.

Hatta şöyle de bir anım var:

Bana birinciliği kazandıran “Sevgilim Dans Edelim mi?” Remzi Kitabevi tarafından kitaplaştırılan Bilimkurgu Öyküleri adlı seçkide yer aldı. O kitabın yayıma hazırlanması sürecinde Remzi’nin kadın editörlerinden biri telefonla bana ulaştı ve bazı hususlarla ilgili görüşmemiz gerektiğini söyledi. Gittim. Elinde öykümün çıktılarıyla bu hanımefendi yanıma geldi (Ne yazık ki adını hatırlamıyorum). Bazı sözcükler ve denk geldikleri anlamlarla ilgili bir şeyler sordu, yanıtladım. Gideceğim sıra, “Sizi tebrik ediyorum, pek çok kitabını bastığımız yazarlarımızda bile böylesine iyi kurgulanmış öykülere, böylesine kusursuz imlaya çok az rastlıyoruz,” dedi, gururlandım, onurlandım, umutlandım, teşekkür ederek çıktım.

Remzi’nin editöründen böyle övgü dolu sözler duyup da durmak olur mu? Elimde bitmeye yakın bir dosya vardı: Olağan Mucizeler. Hemen bitirdim, ince işçiliğini yaptım, sıcağı sıcağına dosya haline getirip Remzi’ye sundum, “Bilimkurgu Öyküleri’nde ‘Sevgilim Dans Edelim mi’ adlı öykümle yer aldım” demeyi özellikle unutmadım tabii. Her ne kadar “hani beni övmüştünüz, o benim işte hohhoyt” diyemesem de kim olduğumu anlayacaklarını ummuştum.

Anlamadılar.

Ya da anladılar.

Üf, ne bileyim.

Sonuçta uzunca bir bekleyişin ardından Remzi’den aldığım bir ret yanıtıydı.

Tabii ki bunların TBD ile de yarışmayla da doğrudan bağlantısı yok. Sadece yazarların aşması gereken engellerin neler olabileceğine dair küçük bir örnek olsun.

Çünkü gerçekte TBD’nin bu benzersiz yarışmayla büyük bir misyon üstlendiğini, bunu da çok iyi şekilde gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Sinan İpek’in “Çivi” öyküsüyle birincilik aldığı sene yarışmada jüri olma onuru da yaşamış biri olarak bunun her sene prestiji biraz daha artan bir yarışma olduğunu söyleyebilirim.

Aşkın Güngör, 17 Haziran 2018

NOT 1: Bu yazı Bilimkurgu Kulübü sitesinin kurcularından İsmail Yamanol’un isteği ile yazıldı ve ŞURADAKİ ADRESTE yayımlandı. Yarışmada derecede alan diğer yazarların yazdıklarına da verdiğim adresten erişebilirsiniz. Yarışmaya katılmayı düşünüyorsanız çok faydalı bilgilere ulaşabilirsiniz.

NOT 2: Öyküm “Sevgilim Dans Edelim mi?”nin de yer aldığı ve Remzi tarafından yayımlanan Bilimkurgu Öyküleri kitabı hakkında ayrıntılı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.

NOT 3: Yarışma 2018’de 20. kez gerçekleştiriliyor. Katılmak istiyorsanız BURAYA tıklayarak TBD’nin bilgi sayfasına erişebilirsiniz.

ÜNLÜ MUCİT TESLA KENDİNE BOL BEL’DE DE YER BULDU

İtiraf etmek gerekirse, günümüz insanlarının geneli gibi Tesla’dan benim de geç haberim oldu. Onun dünya tarihinden silinmiş veya bilinçli olarak görmezden gelinmiş bir dâhi olduğunu öğrenmek için hakkında yazılmış kitaplarla internet deryasındaki makaleleri okumam gerekti. Daha öncesinde benim için Edison ile didişen yarı çılgın bir biliminsanından ötesi değildi.

Cenk Tan, Bilimkurgu Kulübü’ndeki makalesinde ondan şöyle söz ediyor:

“Nikola Tesla yeni bir çağın kapılarını aralayan, bilimle yaratıcılık ve hayal gücünü birleştiren bir deha, pek çok kişiye göreyse zamanının ötesinde bir dâhidir. Dünyaya yüz yıl kadar erken geldiği ve insanlığın icatlarına henüz hazır olmadığı tezi defalarca dile getirilmiştir.”

Bu ve benzeri tanımlar yerli ve yabancı pek çok araştırmacı ile yazar tarafından son yıllarda defalarca yinelendi şüphesiz. Onun hayatını aktaran kitapları okuyunca hakkında söylenenlerin abartı olmayıp düpedüz gerçeği yansıttığını anlamak mümkün.

Hem şahsının hem de hatırasının gördüğü bunca vefasızlığa karşın Nikola Tesla’ya itibarını iade eden eserlerin ve makalelerin sayısı günden güne artıyor. Onlardan biri bu işi biraz daha nahif bir tarzla da olsa gerçekleştirmeye çalışmakta. Evet, bendenizin yazdığı Dedektif Bol Bel’in Serüvenleri’nden söz ediyorum.

Dizinin 3. kitabı Pamuk Bol Bel ve Yedi Cüce adını taşıyor. Bu serüvende Zekire Eter adında bir kadın sekreter olarak Bol Bel’in yanında çalışmaya başlıyor ve Nikola Tesla’nın çocukluk düşlerinden çıkan bir hayal gücü nesnesi olan kapı zili yüzünden başına pek tuhaf bir olay geliyor.

Dizinin ressamı olan sevgili Gökçe Akgül’ün bu olayı aktaran çizimini aşağıda görebilirsiniz.

 

Hem Tesla’nın, hem Napolyon’un, hem Aytül Akal’ın hem de daha pek çok tanıdık ismin hayal gücü nesnelerinin yer aldığı Pamuk Bol Bel ve Yedi Cüce’yi daha ayrıntılı incelemek için BURAYA, yayıncısı Tudem’in sitesinden satın almak içinse BURAYA tıklayabilirsiniz.

Aşkın Güngör, 9 Haziran 2018

BİLİMKURGU KULÜBÜ’NDE AŞKIN GÜNGÖR MAKALESİ / 26 MAYIS 2018

Üretken Bir Yazar: Aşkın Güngör

Aşkın Güngör, yazar ve şair vasfının yanı sıra editörlükten yazı işleri müdürlüğüne dek yayıncılık sektörünün hemen her alanında görev almış deneyimli ve üretken bir isim. 90’lı yıllardan itibaren verdiği eserleriyle, ülkemizdeki alternatif yazın türlerinin gelişip olgunlaşması adına önemli katkılara imza attı. Yarısı çocuk ve gençlik edebiyatı olmak üzere, yaklaşık 100’den fazla kitaba editör ve yayın danışmanı olarak destek verirken, pek çok süreli yayında da şiir, deneme ve öyküleriyle boy gösterdi. Genç yaşta atıldığı uzun soluklu düşsel yolculuğu boyunca hem kendi kurmacalarını belirginleştirdi, hem de bilimkurgu ve fantastik yazınımızın cılız mirasını omuzlayıp ileriye taşıdı. Söz konusu türlerin ülkemizdeki tanınırlığını arttıran bir yazar olarak sergilediği uğraş övülmeye değer.

Eserlerinde gelişkin estetik dürtüsünü başarıyla aktaran Güngör, aynı zamanda güçlü lirik anlatımıyla dikkat çekiyor. Duyguları yansıtmadaki bu şairane yeteneği, türler arası yazınsal geçişkenliğini de kolaylaştırıyor. Gerek fantastik gerek bilimkurgu olsun, yetişkinlere yönelik metinlerinde çok katmanlı ve bileşenli anlamlarla karşılaşıyoruz. Yapıtlarının belli bir izleğini ülküsel düşüncesinde ve bunu düşlerle gerçekleştirme eğiliminde bulmak mümkün. En başı hülyalı eserinde bile bireyin tinsel bölünmüşlüğünden benlik arayışına, ütopyaların öteki yüzünden bilim ve teknolojiye kadar bir dolu çevresel ve toplumsal sorgulamalar sunan yazar, ortaya koyduğu bu alt metin zenginliğiyle de gerçeklikten asla kopmuyor…

Aşkın Güngör, 12 Haziran 1972 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluğunu Bağlarbaşı’nın curcunalı sokaklarında geçirdi. O dönemdeki en büyük eğlencesi ise oyunlar, çizgi romanlar, TRT ve tabii ki kitaplardı. Milliyet Çocuk, Tercüman Çocuk, kısa dönem yaşasalar da Yaman Çocuk ile Hürriyet Çocuk, İş Çocuk, Pamuk Çocuk, Doğan Kardeş gibi yayınların sıkı bir takipçisi haline gelen Güngör’ün hayal dünyası uyanışa geçmişti. Yaşı büyüdükçe bilimkurguya olan ilgisi de artıyordu. Ancak sonradan okuduğu romanlardan çocukluğundaki o lezzeti alamadığını fark etti. Çünkü çocuk dergilerindeki ve TRT dizilerindeki nahiflikte kurgularla değil, mekanik anlatımlarla karşılaşıp hayal kırıklığına uğramıştı.

Neyse ki bilimkurguya olan küskünlüğü Altın Kitaplar tarafından yayımlanan James Blish imzalı Uzay Yolu serisi sayesinde bir anda tuzla buz oldu. Serinin tam da çizgi romanlardan ve TRT dizilerinden alışık olduğu atmosferi aktaran sade dili kendisine yeniden nefes aldırmıştı. Sonrasında Jules Verne, Arthur C. Clarke, Ray Braudbary, Isaac Asimov gibi büyük yazarların evrenine dalan Güngör, okuduklarının da etkisiyle kendi öykülerini yazmaya girişti. Üstelik sadece öyküler yazmakta değil, çizmekte de bir hayli yetenekliydi. Hatta ailesi ve yakın çevresi, kariyerini çizerlikle yapacağına neredeyse emindi. 

Başarılı bir ilk ve ortaöğretim hayatının ardından Bilecik Meslek Yüksek Okulu Seramik bölümüne kaydoldu. Çizerlik yeteneği sayesinde o dönem Conan gibi çizgi romanlarla adını duyuran Alfa Yayınları’ndan iş teklifi alınca Bilecik’teki eğitimini dondurup İstanbul’a döndü. Burada bir süre çizerlik yapan Güngör, daha sonra editörlük görevine getirildi. “Ben Bir Kediyim” adlı ilk şiir kitabı da yine bu dönemde Alfa etiketiyle yayımlandı. Yayıncılık sektöründe edindiği tecrübeler, kariyerinin ilerleyen safhalarında çok işine yaradı.

1996’da BU Yayınevi Çocuk Edebiyatı Roman Yarışması’na “Düşler Diyarı” adlı fantastik romanıyla katılıp Jüri Teşvik Ödülü aldı. Aynı yıl vatani görevini yerine getirmek üzere silahaltına girdi. Acemi birliğini Hatay Serinyol’da, usta birliğini ise Tunceli Hozat’ın Kurukaymak Karakolu’nda yaptı. Özellikle Kurukaymak Karakolu’nda geçirdiği aylar yazınsal hayatını oldukça etkiledi. Öyle ki “Gohor“, “Olağan Mucizeler” gibi sonradan çok ses getirecek eserlerinin ilk tohumlarını burada ekti. 2003’te Gohor Serisi’nin yayımlanmasıyla adını iyice duyurmaya başlayan Güngör, 2004 Türkiye Bilişim Derneği Kısa Bilimkurgu Öykü Yarışmasında da “Sevgilim Dans Edelim mi?” adlı çalışmasıyla birincilik kazandı. Aynı yıl “Kardan Adam Masalı” adlı dosyasıyla Tudem’de üçüncülük elde ederek yazarlık kariyerini pekiştirdi. Üç gencin benzer yazgılarına değinen “Ay’kolik” ise 2005’te BU Yayınları’ndan çıktı. 

2007’de İnkılap tarafından piyasaya sürülen “Mesih’in Klonu“, kutsal kâsedeki kanından alınmış DNA örneği sayesinde klonlanan Mesih’in gizem ve entrika dolu hikâyesini anlatıyordu. Bir Tres Culturas projesi olan ve İspanya’da yayımlanan Hispacon 2007 seçkisinde Çarkıfelek (La Rueda del Destino) adlı öyküsüyle tek Türk yazar olarak yer almanın gururunu da yaşayan Güngör, bir yandan da çocuk kitapları yazmayı ve çeşitli derlemelerde öyküleriyle boy göstermeyi sürdürdü. “Sevgili Salak“, “Geceyle Gelen” ve “Ruhlar Kayboluyor” bu dönemde okurla buluşan eserleri arasındaydı.

Her Daim Bu Sevdada Ben Bir Sadri Alışık” ile şiir serüvenine geri dönen yazar, “Dedektif Bol Bel” kitaplarının yanı sıra “Aşk-ı Muamma“, “Kahraman Korkak Babam“, “Saldırgan Masum Annem” gibi eserlere imza atmaya devam etti. “Kahve Falı” isimli bir çalışması TRT İstanbul Radyosu tarafından senaryolaştırıldı. Bilimkurgu Kulübü’nün 18. kuruluş yıldönümü onuruna hazırlanan “Yeryüzü Müzesi” antolojine de bir öyküsüyle katkıda bulundu. Ruh adlı bu öyküsü, antolojisinin öne çıkan eserleri arasında gösterilerek büyük beğeni topladı. 

Evli ve iki çocuk babası olan Aşkın Güngör, sadece bir yazar olarak değil aynı zamanda bir editör olarak da yerli yazınımıza önemli yapıtlar kazandırdı. Bu üretkenliği ve azmiyle peşinden gelen genç kalemlere her daim örnek oldu. Akıcı olay örgüleri, sinemasal kurguları ve toplumsal çözümlemelere uygun anlatılarıyla, bilimkurgu ve fantastik yazınımızın gereksinim duyduğu derinliği başarıyla ortaya koydu. Geçmişte yaptıkları, gelecekte yapacaklarının duru bir aynası olarak okurlar tarafından keşfedilmeyi bekliyor…

Eserleri

İsmail Yamanol, Bilimkurgu Kulübü

YERYÜZÜ MÜZESİ 3. BASKIYA ULAŞTI

Bilimkurgu Kulübü önderliğinde İthaki etiketiyle yayımlanan ve ilk hafta sonrası 2. baskısına erişen Yeryüzü Müzesi aradan geçen 4 ay sonrasında 3. baskısına ulaştı.

Arka kapağında geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz bilimkurgu efsanesi Ursula K. Le Guin’in ithafı olan, önsözü bilimkurgunun Türkiye’deki duayenlerinden Bülent Akkoç tarafından yazılan Yeryüzü Müzesi’nde bendeniz de “Ruh” adlı öykümle yer alıyorum.

Seçkinin tüm yazarlarını aşağıdaki görselde görebilirsiniz.

Ursula K. Le Guin’in arka kapaktaki yazısı burada:

Kitapla ilgili ayrıntılı bilgi için aşağıdaki bağlantıları ziyaret edebilirsiniz:

Bilimkurgu Kulübü Yeryüzü Müzesi’ni Sunar
Bir Kitabın Doğuşu: Yeryüzü Müzesi
Geniş Kapsamlı Bir Bilimkurgu Derlemesi: Yeryüzü Müzesi

YERYÜZÜ MÜZESİ YAYIMLANDI

Bilimkurgu Kulübü önderliğinde hazırlanan ve 18 Türk yazardan 18 bilimkurgu öyküsüne yer verilen “Yeryüzü Müzesi” İthaki etiketiyle yayımlandı.

“Ruh” adlı öykümle yer aldığım kitapla ilgili ayrıntılı bilgi için lütfen TIKLAYIN.

YERYÜZÜ MÜZESİ: BİR GEÇİT TÖRENİ

İthaki Yayınlarından çıkan ve Bilimkurgu Kulübü işbirliği ile hazırlanan Yeryüzü Müzesinin editörlüğünü Burak Albayrak üstlenmiş. Sıra dışı kapak tasarımı ise Hamdi Akçay’a ait. Müzenin kapıları Bülent Akkoç’un önsözüyle açılıyor ve yakın zamanda kaybettiğimiz Ursula K. Le Guin’in ülkemiz bilimkurgu okur ve yazarlarına hitaben yazdığı çok özel ve anlamlı mesajıyla sona eriyor.

Yeryüzü Müzesi, biz bilimkurguculara “sınıfsız, sömürüsüz, cinsiyetsiz bir dünya mümkün,” özlemiyle neler yapabileceğimizi anlatmış adeta. Her satırında yepyeni bir ufka yolculuk edeceğiniz seçki, salt bilimkurgusal yönüyle değil Çağdaş Türk Bilimkurgu Edebiyatının ayağa kalktığının da habercisi olduğunu iddia ediyor. Ayrıca satır aralarına gizlenmiş felsefi argümanları ile yapay zekâ, teknoloji, etik, varoluş, felsefe ve bilim gibi kavramların türün kitapları içerisinde ustalıkla işlenebileceğini de göstermiş.

Çağdaş Türk Bilimkurgu Edebiyatına gönül vermiş 18 yazarın, özenle kurgulanmış 18 öyküsü var müzede. “Türkler bilimkurgu yazamaz, yazsa da satamaz…” diyenlerin şaşkın bakışları altında sürüyor Yeryüzü Müzesinin geçit töreni.

Şüphesiz kitapta yer alan yazarlar, kendi okur kitlesini yaratmanın yanı sıra birçok yazar adayına da yol gösterecek ve yepyeni güçlü kalemlerin yetişmesine neden olacaklar. Ne mutlu ki Yeryüzü Müzesi; çürümüş, kof düşüncelerle aralarına aşılmaz mesafeler koymuş ve aydınlık bir geleceğin anahtarını sunmuş bizlere.

Gelelim Müzenin birbirinden güzel öykülerine.

İlk Temas – İsmail Yamanol: Maden işçilerini taşıyan, büyük ve hantal bir uzay gemisiyle çıkılan yolda, bir keşif macerasına tanıklık edeceksiniz. Yer yer heyecanlanacağınız yer yer mekânın kasvetinde boğulacağınız bu öyküyü okurken uzay yolculukları hakkında bir kez daha düşünmeniz gerekebilir.

Büyük Peri – Selim Erdoğan: Osmanlı döneminden kalma sırlarla dolu bir yazlık eve sahip olmak hoşunuza gider sanırım. Ancak bu eve sahip olmak, beklenilmedik tehlikelerin varlığıyla yüzleşmenize neden olabilir. Gerilim dolu satırlar sizleri bekliyor.

Dünya Utanç Günü – Ruhşen Doğan Nar: “İlk taşı en günahsız olanınız atsın,” aranızda günahsız olduğunu iddia eden biri var mı? Teşhir olmak korkusuyla bastırılmış arzular ve gizlenmiş günahlar: Yapay zekânın intikamı gelir bulur sizi! Toplumsal cinsiyet rollerine de atıfta bulanan öykü için seçkinin en iyileri arasında denilebilir.

Tanrıların Doğuşu – Orkun Uçar: Romanı yazılsa yok satar dedirten bir öykü var sırada. Usta kalem, yine sade bir giriş ile her satırında sizi her an ters köşe yapacakmış gibi bir tedirginlikle okutuyor kendisini. Konu ise birçok kimse için mahrem kabul edilebilecek bir yerden geliyor: Tanrılar… Belki de her şey tam da böyle başladı, ne dersiniz? Neden olmasın ki? Sonsuz olasılıklardan sadece birisi bu, hem de bilinenlerden daha heyecanlı…

Bir Sobeski Deneyi – Selin Arapkirli: Ölümlü olmanın vermiş olduğu çaresizlik, bugün olduğu gibi gelecekte de bizi baskılamaya devam edeceğe benziyor. Sonsuza dek yaşamak hayalimize sıkıca sarılırken, sevdiklerimizden de ayrılmayı göze alamıyoruz. Ekonomik adaletsizliğin derinleştiği bir dünyada, tanrı ile şeytan arasında kalan o incecik çizgiyi aşabilecek cesaretiniz var mı?

Angyra: Geleceğin Ütopyası – Çağrı Mert Bakırcı: “Devlet herkese temel yaşam desteği sağlarsa kimse çalışmaz ki…” durun, biliyorum “bi bitmediniz lan,” diyeceksiniz ama sakin olun. Bakırcı, kendisinden de beklenildiği gibi zekice kurgulanmış göndermelerle hilale anlatır gibi anlatıyor emek-sermaye çelişkisini. Kaskatı doğruları ince ince yıpratarak ilerliyor öykü ve geleceğin ütopyası böyle yer buluyor müzede.

Hörgüç – Murat Doğan: Acımasız bir robotun aniden gün yüzüne çıkmasıyla birlikte, o eski zamanlarda yaşanmış kavimler göçü zorunlu bir “hayatta kal” emrine dönüşüyor. Bu yeniden doğuş öyküsünü sindirerek okumanızı tavsiye ediyorum. “Gücün kadar üret, ihtiyacın kadarını al.”

Dünyanın Gizli Sahipleri – Kadri Kerem Karanfil: Dünyanın gizli sahipleri ile tanışmaya hazır mısınız? Yetenekli olmak, ne kazandırır ya da ne kaybettirir? Yanıtını öyküyü bitirdikten sonra verin lütfen. Kötülüğün ve karanlığın dehlizlerinde gezinirken çaresizliğin yeniden doğuşuna tanık olacaksınız.

Q.ı.a.p – Feraye Şahin: Tanrı ve Yaratı kavramlarına yeniden göz atmanızda fayda var. An Meclisinin üyeleri tepenizde bekleşiyorlar. Enki Gemisi Seyir Defterinin sayfaları arasında dolaşırken Q.ı.a.p’lılara ve diğer olası ihtimallere rastlamanız mümkün.

A-t-g-c – Gökcan Şahin: Profesörün ölümünü araştırmak üzere yola çıkan iki polisin, Ulusal Dijital Güvenlik Sistemini ve yapay zekâyı aşan büyük bir problemle başa çıkması konu edinmiş. Öykü bittikten sonra “Böylesi bir amaç için yaratılmış olmamız da mümkün görünüyor,” diyeceğinize eminim.

Robomorfoz – İsmail Yiğit: “Bize bir şey olmaz!” kafasında sevişmeye yeltenenler için açık bir uyarı mektubu niteliğinde Robomorfoz. Aman dikkat diyeyim! Okuduktan sonra, korunmanın sadece sizin için değil insan nesli için de ne kadar elzem veren bir durum olduğunu anlayacaksınız. Tabi bu cümlelerin doğruluğu da görece değişebilir. İyisi mi buna siz karar verin.

Bin Yılın Buluşu Cingöz – Sinan İpek: İnsan zihninin sınırlarını aşan bir uygulama ile insan olma ediminin yeniden tarif edilmesi gerekebilir. Cingöz adında bir dronla muhteşem bir kurguya yelken açtığımız bu öyküde, gezgin dronlar vasıtasıyla okuyacağınız deneyimlerin sizi şaşırtacağını düşünüyorum.

Son Yolculuk – Mikail Boz: Yarplar, Sakalar ve Tusitlerle varoluşsal bir gezinti sizi bekliyor. “Bir kafa ve bir beden; ben ve bedenim mi yoksa ben ve kafam mı?” İnsan, anlam ve felsefe; öykünün özünden yükselen yapıları idrak ederek okuma yapmanızı öneririm.

Selfie – Murat Başekim: Ben ve öteki ben. Milyonlarca ben’in kalabalığında sürüp giden hayatınızın bir “öteki” ile amansız hesaplaşması var sırada. Çıldırmak ve tanrılaşmak arasındaki ikilemin yarattığı korkunç buhranda sürüklenmenizi vaat eden bir öykü ile baş başasınız artık.

Ruh – Aşkın Güngör: Bildiğiniz bütün yaradılış mitlerini bir kenara bıraksanız iyi edersiniz. Ruh’u arayan bir yolculukta tanrılaşan ve çaresizlikle sessizliğe gömülen bir yalnızlık var bu öyküde. “Ruh, umuttu. Tıpkı tanrı gibi, Allah gibi, God gibi, Yahve gibi, Kainat gibi…” Okurken, tasvir edilen tanrısal yalnızlığı derinden soluyacaksınız.

Gaita – Tevfik Uyar: Bir ön keşif gemisindeki mürettebatın Sarı Gezegen’e doğru yolculuğu konu edinmiş. Metabolik faaliyetler, bir varlığın canlı diye nitelendirilmesi için yeterli midir? Yanıtlanması gereken pek çok soru var karşımızda. Sanırım, ilk sorunuz “gaita nedir?” olacak.

Matruşka – Funda Özlem Şeran: Sürpriz sonuyla, bitmesin dedirten türden bir eser çıkmış ortaya. Teknoloji, özgürlük getirecek mi? Bizi güdülmekten kurtarıp yeniden insanlaştıracak mı yoksa tapılacak başka güçler mi keşfedeceğiz? Kafa Kırmak, Siber Reenkarnasyon, Kukla Fuhuş Mafyası, Vergisiz Çocuk Ticareti gibi ilgi çekici kavramlarla yaratılan bu öykü ile hayali güç bir geleceğe yürüyeceğinize kuşku yok.

Akıllı Kapı – Müfit Özdeş: Mars’ın Hellas Platosunda görev yapmakta olan Gözlem İstasyonu çalışanlarının hayatından bir kesit var son olarak. “Nanoyalıtım Hatası” uyarısı ile başlayan hatalar silsilesini okuduktan sonra, “keşke filmi olsa da izlesek,” diye iç geçireceğinize eminim. Mars ve görev tutkunları kaçırmasın.

Varlık Ergen

ORİJİNAL BAĞLANTI