BEN BİR KEDİYİM HÂLÂ YAŞIYOR

1993 yılında Alfa Basım Yayın tarafından yayımlanan Ben Bir Kediyim’e sanal satış sitesi “gittigidiyor”da rastlamak ilginç bir deneyim oldu.

Ben Bir Kediyim kitapçılara dağıtılıp raflara çıkan bir kitap olamadı. O dönemde İstanbul Cağaloğlu’nda, İstanbul Üniversitesi’nin önünde sergi açan kitapçılar tarafından satıldıysa da kaç kişiye ulaştığı muamma.

Ama işte, bu olumsuz duruma karşın Ben Bir Kediyim’in en azından bir kopyası aradaki 25 yıllık zamanı aşıp günümüze gelmeyi başarmış. Her ne kadar tanıtımda yazan “yeni gibi” ibaresi kitabın “okunmadığına” dair bir işaretse de kendimi üzecek bir çıkarım yapmayı ısrarla reddediyorum 🙂

Bu yazının en altında satış sayfasının bağlantısı da yer alıyor. Tıkladığınızda kitap halen satılmamışsa sayfaya erişebilirsiniz. Olur a, tutun ki kitap alıcısını buldu, o zaman da hemen alta eklediğim görsele bakarak haberle ilgili kanıtıma erişebilirsiniz 🙂

İlgili satış sayfası için TIKLAYINIZ.

Ayrıca Nadir Kitap sitesinde de bir adet Ben Bir Kediyim olduğunu keşfettim. Satın almak için sayfayı ziyaret etmek isterseniz BURAYA tıklayabilirsiniz.

SAHİDEN NEDİR BU AŞK? / TÜLAY GÜRLER KURTULUŞ / GAZETE VATAN

“Yazı’nın var olduğu dünyada her şeyin mümkün olacağı”na inanan bir yazar Aşkın Güngör. Aşkı, “Hayatı acınası bir öyküye dönüştüren, mutluluktan çok kederle dolu, içinden çıkılamayan zifir bir zindandan başka bir şey değil” diye tanımlayan bir kalem. İlişkilerin sarpa sardığı, herkesin yaşadıklarını sorguladığı bir düzende, aşkı sorguluyor Aşk-ı Muamma’da.

Aşk konusunda kaleme alınmış sayısız kitaba, şiire rağmen, biz okurlar bu konuda yazılanları okumaktan hiçbir zaman bıkmayacağız, diye düşündüm kitabı okurken. Çünkü bu kitapta olduğu gibi aşktan söz eden, ekseni aşk olan her kitapta aşkın, yazar tarafından başka türlü tanımlandığını, kahramanlarında başka türlü yaşatıldığını görüyoruz.

KAYNAK

HER DAİM BU SEVDADA BEN BİR SADRİ ALIŞIK YAYIMLANDI

1993’te yayımlanan Ben Bir Kediyim’den sonra okurla buluşan ikinci ve büyük olasılıkla son şiir kitabım: “Her Daim BU Sevdada Ben Bir Sadri Alışık”.

Şiirlerimi yakından takip edenlerin bildiği Kakafona Silsilesi, Cebimdeki Yıldızlar, Gidersen, İmdat Hanım İhmal Sokağı On Altı Numara, Halil’in Ardından, Buz Yangını, Yıldızlara Yabancı gibi şiirlerin yanı sıra daha az bilinenler de var.

Uzun yıllar boyu biriktirdiğim şiirleri eski Türk filmleri tadında bir kitapta bir araya getirdim diyeyim en iyisi.

Ayrıntılı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.

ALDIĞIN HER NEFESTE

Başka bir denizin kıyısındasın. Örtüyorsun gözlerini. Bakışlarında kanat vuran martıları görmesinler diye mi?

Boğazında eskimiş sevda tadı, geçmişi ezerce adımlarken ıslak kaldırımları, atıyorsun dalgalara yüreğinden koparıp şiirleştirdiğin o sevgili adları.

Kim bilir hangi ırak tende geziyor parmakların? Hangi gölgeleri tanıdık buluyorsun? Ve kim bilir nasıl bir taze kan arayışıyla yüreğindeki sızıları dindirmeye uğraşıyorsun?

Hayat hoyrat elleriyle eskitirken çocuk bakışlı kocaman adamları, sen belki de ellerin aynı düş tenlerinde ve sevdayı ıskalayacak raylarda öksüren şiir yoksulu trenlerde, beklendiğinden habersiz uyukluyorsun.

Başka öykülere uzaklaşırken, sesin kalıyor geride. Dokunduğun her tende beni sobeliyorsun.

Ah sevdiceğim, bilmezsen bilme, aldığın her nefeste bana dönüşüyorsun.

Şimdi durmuş bu yazının kıyısında, gelene geçene dil çıkarıyorsun…

Aşkın Güngör, 27 Haziran 2003, Işıklı bir gün…

SÖYLENMEYEN

Biliyorum, gecikiyor söylenmedikçe. Anlatmalı belki, yüzü bilinmeyen birini özlemenin kutsal beklentilerini ama kelimeler asırlardan beri yanlış algılanmaktan kurtulamadılar ki…

Varlığın kutsiyet, nasıl anlatsam, görmesem de yüzünü, varsın diyedir taşıdığım mutluluk.

“Kara urbalar bürünür gibi bak yaşama da mutluluğun en küçüğü bile güneşçesine ışıklasın içini,” diye diye kandırdım kendimi ey sevgili, sana varana dek yollar.

Bir şarkıda, bir şiirde özümsediğim hüzn-ü aşk sarınca içimi, kendimi boşluğa bırakacağım, uçuruma, çünkü yaşam sıcak olamıyor ne kadar çabalasa da.

Sesini geçtim, bana varlığını kanıtlayan kelimeler yetecek.

Geldiğimde gel!

Olduğumda ol!

Duyumsadıkça beynimde varlığını, hiç duyulmamış sesler kurguluyorum sana ait: kimi an bir güvercin kanadıyla rüzgârın dansı, kimi an sadece gri kedilerin duyduğu aya ait bir şarkı…

Ol!

Ol ve kutsa beni gizlediklerinle!

Aşkın Güngör, 13 Nisan 2002

KUŞKULU RÜZGÂR HANLARI

Balık kılçıklarından izler bırakıp eski gemilerin ıssız rotalarında, konaklıyor martılar kuşkulu rüzgâr hanlarının uğultulu odalarında.

Ufukta -uzaklarda- ince bir çizgi belirliyor sınırı, usta hattat divitinden çıkmış huzur rengi bulutlarla ve heybesinde gri umutlarla, hüzünlü şarkıların doğduğu sessizliğim eksik şiir dizelerinin kendilerini aradıkları dar sokaklarda üzüntülü geziniyor.

Beni kim anlar? Karanlığa bulanmışken umarlar ve hüzünken dizelerdeki ve buruk bir yenilgiyi hatırlatırken sıradağlar -uzaklardaki.

Bu engin gün batımı denizinin mavi köpük dizelerinde yittin sen hırçın bir boranla ama tekrar bulunacaksın da sanki. Kör bir martı-şiirden başka yerini bilen yok ne var ki!

Aşkın Güngör, 25 Eylül 1995