TÜRK BİLİMKURGU ÖYKÜLERİ

Türk Bilimkurgu Öyküleri, “Gökkuşağı Uzayı” adlı öykümle yer aldığım karma bir öyküler kitabı.

Özlem Alpin editörlüğünde İM Yayın Tasarım kitapları arasında çıkan ve “Öncü Türk Bilimkurgu Yazarlarından Öyküler” alt başlığını taşıyan eserde, Refik Halit Karay, Coşkun Hepyonar, Özlem Alpin, İmren Mutlu, Ayşegül Engin, Cüneyt Uçman, Eren Sezen, Gurur Ası, Ömer Nayır, Cüneyt Gültakın, Bülent Kayran ve Aşkın Güngör’ün birer öyküsü yer alıyor.

KÜNYE
Basım Yılı: Eylül 2003
Türü: Öykü
Sayfa Sayısı: 228
Kapak: –
Yayıncı: İm Yayın Tasarım
ÖYKÜMDEN BİR BÖLÜM

“İzninizle evreni açıyorum!”

Dediğini önemsemedim. Paketten bir sigara çıkarıp koydum dudaklarımın arasına. Tanrısal roller oynamaya meraklı, ama bedenindeki insani acizlik bakışlarında sırıtan bir göz boyamacıdan başka biri değildi bu adam.

“Görecekleriniz asla yanılsama değildir,” dedi düşündüklerimi hissetmişçesine. “Sanal gerçeklik falan da değil. Onların içindesinizdir, ama dokunamazsınız. Oysa biraz sonra görecekleriniz en az sizin kadar maddedir.”

“Peki, peki,” dedim, “görelim bakalım şu yapay evreninizi!” Sigarayı tutuşturdum çakmakla. Duman küçük odanın her yanını sarmalayıverdi.

“Olmaz ama…” diye hayıflandı adam. Başındaki uzun, koni şapkayı çıkararak masanın üzerine koydu. O komik şapka başındayken daha sevimli görünüyordu gözüme. Şimdiyse ince uzun bıyıkları, çıkık elmacık kemikleri, koyu çukurlara batmış küçük gözleriyle ürkütücüydü daha çok. Üzeri hilal halindeki küçük beyaz aylarla dolu, açık mavi renkli –en az şapka kadar komik olan– tek parça elbise bile gideremiyordu bu ürkünçlüğü.

“Ne oldu?” dedim. “Sigara sorunsa…”

“Hayır, hayır,” dedi. İncecikti sesi. “Sigara değil. İçin. Sonuçta kendi ömrünüzden yiyorsunuz. Benim sorunum tavırlarınızla!”

“Tavırlarımda ne var?”

“İnançsızsınız! Kaçık olduğumu düşünüyorsunuz ve bunu gizleyemiyorsunuz hiç!”

“Bakın, özür dilerim ama yanıldığınızı…”

“Hayır, hayır! Yanıldığımı söylemeyin sakın! Gözleriniz hâlâ bağıra çağıra benim bir kaçık olduğumu söylüyor.”

Yine reddetmeyi düşündüm küçük bir an, ama düşüncelerimi gizlemenin bir anlamı yoktu. “Peki,” dedim. “Haklısınız, ama söyler misiniz bana, yeni bir evren yarattığını ve bu evreni küçücük bir kutunun içinde muhafaza ettiğini söyleyen birine karşı nasıl davranabilirim?”

“Yaratmak mı?” dedi küçük gözlerini olabildiğince açarak. “Size yaratmakla ilgili bir şey söylediğimi hatırlamıyorum!”

“Her neyse… Sonuçta hiçbir uzay gemisinin, hatta Olympos’un bile ulaşamayacağı, belki de asla, ama asla bulunamayacak devasa bir evrenin bu küçük kutunun içinde barındığını söylüyorsunuz.”

“Evet, bu doğru, ama onu yarattığımı söylemedim hiç. İcat ettiğim alet yüce Tanrı’nın sonsuz evrenlerinden birine açılan bir kapıdır sadece. Yoksa o evreni yaratan değilim ben. Sadece ona açılan kapıyı keşfeden bir bilim adamıyım.”

“Bilim adamı!” dedim. Bunu söylerken küçümseyici bir gülüş takındığımı fark ettim neden sonra.

“Evet,” dedi, “bilim adamı! Ve lütfen bu küçümseyici ses tonundan vazgeçin! Yoksa tarihin yeni sayfasına tanıklık etmekten mahrum kalacaksınız! Unutmayın ki buluşumu görmek isteyen sizdiniz!”

“Öyle ama…” dedim, devamını getiremedim cümlenin. Underground bir bilim dergisinde icadıyla ilgili yazdığı makaleyi okur okumaz, hah, işte tam bir kaçık, şununla röportaj yaparak gazeteye eğlenceli bir yazı hazırlarım, diye düşündüğümü, buraya ayak bastığım ilk andan beri onu hiç önemsemediğimi söyleyemezdim ya.

“Öyleyse,” dedi, “seçim size ait! Düşünüp kararınızı verin! Bu evreni görmek istiyorsanız kalın. Yok, eğer sürdürecekseniz küçümseyici tavırlarınızı, işte, kapı orada!”

“Affedin,” dedim. Madde çözücü küllükte söndürdüm sigarayı. Yüzümdeki gülümsemeyi silmeye çalıştım. Başardım mı bilemiyorum, ama şapkasını tekrar başına geçirip elini küçük kutuya uzattığına göre başarmış olmalıyım. Düğmeye basmak üzereydi.

“Bir dakika,” dedim.

Homurdanarak çekti elini geriye. “Yine ne var?” diye söylendi.

“Şu giysileriniz…” dedim. “Niye bu gülünç giysileri giydiniz?”

Kaçamak bir bakış attı üzerine. “Gülünç mü?” dedi. “Belki de öyle, ama bu eski bir hayalimdi benim. Çocukluktan kalma bir hayal. Büyüleriyle başka evrenlere geçit açan Büyük Merlin gibi giyinmek. Ama onun gibi başka evrenlere kapı açabildiğim takdirde tabii.”

“Anlıyorum.”

“Anladığınızı sanmıyorum.”

Elini kutuya uzattı tekrar. Elbisesiyle aynı renge, aynı desenlere sahip küçük bir kutuydu bu. Üzerinde lacivert küçük bir düğme olan, otuz santimlik uzunluklara sahip plastik bir küp.

“Başlıyor muyuz?” diye sordum.

“Siz başlıyorsunuz!” dedi. “ Lütfen iyice yerleşin koltuğa. O da bu kutunun bir parçasıdır.”

“Yani?”

“Yani o koltukta oturmayan biri kutunun içindeki evrene ulaşamaz.”

“Tek kişilik bir koltukta tek kişilik yolculuk ha?” dedim gülümseyerek.

Şirinleşme çabalarıma aldırmayarak kutuya uzandı adam, düğmeye bastı. Tıklayarak içeri gömüldü lacivert nokta. Kutunun ince kapağı ağır ağır kalkmaya başladı. Açılan aralıktan simsiyah bir duman sızıyordu odaya.

O dumanın içindeki beyaz, parlak noktaları fark ettim. Parıltıları her an biraz daha yoğunlaşan ışıkçıklar ve siyahlığı her an biraz daha artan dumanlar. Kalkacak oldum, çevremi kuşatan, devasa bir sabun köpüğünü andıran koruyucu alanı fark ettim böylece.

Bu artan, büyüyen ve gittikçe koca bir uzaya dönüşen görüntülerin arasında silikleşen bir hologram gibi görünüyordu adam. Gülümsüyordu.

Elimi uzattım.

Kayboldu, yitti, gitti, sır oldu.

Fısıltı gibi duyulan bir ses çarptı kulaklarıma.

“Neresi gerçek neresi hayal, ey çocuk? Evet, çocuk dedim, çocuk. Gördüğünden, bildiğinden başkasına masal gözüyle bakan çocuk. Neresi dünyan senin, neresi evrenin ve hangisine hükmedebilirsin tek başına? Gör Tanrı’nın büyüklüğünü ve anla acizliğini, asla ulaşılamayacak olan boyutlarda gezerken, oranın sonsuzca uzayan siyahlığına dâhil olurken ve ağla! Utanma! O kadar acizsin ki… O kadar güçsüz… O kadar hayal…”

“Bu nedir?” diye söylendim. Ses beynimin içinde miydi, yüreğimin içinde miydi, yoksa ben mi içindeydim o sesin? Konuşan kimdi? O mu? O adam mı? Evet, o olmalıydı. Göz boyamasına tinsellik katmaya çalışan bir şarlatan.

(…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir