Ödüllü yazar Aşkın Güngör’den çok heyecanlı, akıl almaz, dayanılmaz, tadından yenmez, sizi hop oturtup hop kaldıracak çok acayip bir hikâye…

Beş Benzemez’in başından geçen ilk serüven…

Bilgi

978-975-2208-77-3

HABERLER & DUYURULAR

    Dizi Adı: Beş Benzemez Dizisi

    Kitap Adı: Yerçekimi Hırsızı

    Basım Yılı: Kasım 2019

    Basım Yeri: Ankara

    Türü: Bilimkurgu Roman / Dedektiflik

    Sayfa Sayısı: 164

    Editör: Biray Üstüner

    Kapak ve İç Resimler: Murat Sayın

    Yayıncı: BİLGİ

    BAKALIM HARİKA BİR GİRİŞ YAPABİLECEK MİYİM ADLI BİRİNCİ BÖLÜM

    Merhaba, ben Çeçe!

    Hah ha! “Nasıl ad bu böyle?” dediğinizi duyar gibiyim.

    Haklısınız ama Çeçe adım değil, lakabım.

    Benim sıkı kankalarla kendimize Beş Benzemez diyoruz. Lakaplarımız da bir anlamda gizli kimliğimiz gibi bir şey işte, anlarsınız ya.

    Bana Çeçe denmesinin sebebi Japonlar gibi çekik gözlü olmam. Dedemin söylediklerine bakılırsa, biz Tatarmışız. Çekik gözlülük genetik mirasımızmış, tıpkı Japonlar, Çinliler, Koreliler gibi… Zaten bizim çocuklar da önceleri bana “Çekik Göz” diyordu. Bu lakap zamanla kısalıp Çeçe halini aldı.

    Üf! Uzattım değil mi?

    Haklısınız.

    Bu gibi durumlarda boğazınızı temizliyormuş gibi hafifçe “ÖHHÖ!” derseniz durumun farkına varmamı sağlayabilirsiniz. Çünkü bazen kendimi kaptırıp olmadık şeyleri en ince ayrıntısına dek anlatmaya başlıyorum. Bizim çocuklar çok sinir oluyor bu huyuma. İyi de ne yapabilirim ki? Tam on yaşımdayım. Koca adam oldum yani. Bu yaştan sonra değişmem mümkün değil.

    Bunu bir keresinde öğretmenimize de söylemiştim. Bana “brokoli yemeye bayılıyorum” türünden inanılmaz bir şey söylemişim gibi bakmış, sonra da kahkahayı patlatmıştı. “Dur bakalım küçük bey” demişti. “Değişemem, yapamam, edemem demek için .nünde daha en az kırk sene var.”

    Bence ha on yaşımda olmuşum ha elli yaşımda, arada fark yok. İnsan doğrunun neden doğru, yanlışın da neden yanlış olduğunu bildikten sonra niye değişmesi gereksin ki? Hem…

    “ÖHHÖ!” dediğinizi duydum sanki.

    Tamam, haklısınız, yine ana konudan saptım.

    Aslında size tüm bunları anlatma sebebim çok farklı. Çok da acayip. Bizim ekip, “Bu yaşadıklarımızı yazalım ki herkes olup bitenleri öğrensin” dedi. Aslında aklımıza ilk gelen, her şeyi film olarak çekmekti. Ama tüm birikimimizi ortaya dökünce sadece 82 liramız olduğunu gördük ve o büyük prodüksiyon yattı. Öyle ya, bir film çekmek nereden baksan en az 300 lira falan tutar. Belki de 500 lira! O kadar çok para bizde ne gezer!

    Sonunda iş başa düştü. “Bana” düştü yani.

    Bizimkiler karşıma yarım daire şeklinde geçip “Mademki vır vır vır sürekli konuşuyorsun, çenen bir türlü durmuyor, öyleyse yaşadıklarımızı sen yazmalısın” dediler.

    Dilim döndüğünce onlara yazarlıkla konuşkanlık arasında hiçbir ilişki bulunmadığını anlatmaya çalıştım ama ne fayda! “Hayır, sen yazacaksın!” diye tutturdular.

    Sonunda, “Peki, bunu ben yazacağım. Ama bundan sonra da böylesine akıl almaz şeyler olursa başka biri yazacak!” diyerek görevi kabul ettim.

    Böylece her serüvenimizi içimizden birinin yazması konusunda anlaştık.

    Şimdiii…

    Hani gerilim filmlerinde “nırın nırın… nırın… nırın nırın nırın nırın nırııııın” diye bir müzik çalar ya, işte onu duyduğunuzu hayal edin. Çünkü asıl konumuza geçiyorum.

    Çok heyecanlı, akıl almaz, dayanılmaz, tadından yenmez, sizi hop oturtup hop kaldıracak çok acayip bir hikâye bu.

    Ve bütün acayip hikâyeler gibi uçan bir pizzacıyla

    başlıyor…

    Yok, böyle yazınca olmadı.

    Bütün acayip hikâyelerde uçan bir pizzacı yoktur ki… Sadece bizimkinde var.

    Öyleyseee…

    Hah, tamam, konuya nasıl gireceğimi buldum!

    Öncelikle size Beş Benzemez’i tanıtacağım ki “bu kimdi, şu nereden geldi” diye merak etmeyin.

    Söz, sonra da lafı fazla uzatmadan uçan pizzacı konusuna geleceğiz.

    Hazırsanız sonraki sayfada buluşalım, tamam mı?