BilimkurguÇocuk KitaplarıKitaplarRoman

BEŞ BENZEMEZ | DİNOZORLAR ŞEHRİ

Bak sen şu işe! Mahallenin tatlı Adile teyzesinin Beş Benzemez adını taktığı afacan ekip yine iş başında. Üstelik bu kez üstlendikleri görev çok daha tuhaf ve çok daha kahkaha dolu.

Mahallede işler yine karıştı. Çeçe, Zırzır, Tontiş, Çatçut ve Okyes’ten oluşan Beş Benzemez’in tanıdığı herkes dinozora dönüşüyor. Öğretmenleri, manav amca, komşu teyze ve hatta aile bireyleri.

Ancak bildiğiniz dinozor değil bunlar. Konuşan, yürüyen, işe giden, televizyonda haber sunan, insan gibi davranan dinozorlar hepsi.

Eyvah, anlaşılan o ki yaşanan gizemli bir olay sonrası insanlarla dinozorlar yer değiştiriyor ve bu pek acayip durumu çözmek yine Beş Benzemez’in görevi.

Kemerleri bağlayın. İlkinden de tuhaf ve eğlecneli bir serüven daha başlıyor.

Bilgi Yayınevi

978-975-22-0957--2

Dizi Adı: Beş Benzemez Dizisi

Kitap Adı: Dinozorlar Şehri

Basım Yılı: Ocak 2021

Basım Yeri: Ankara

Türü: Bilimkurgu Roman / Dedektiflik

Sayfa Sayısı: 166

Editör: Biray Üstüner

Kapak ve İç Resimler: Murat Sayın

Yayıncı: BİLGİ

Bizim çocukların bir şey demesine fırsat vermeden uzanıp kapıyı tıklattım. Dinozor öğretmen dönüp baktı. Göz göze geldik. Gülümsedi. Elini kaldırıp içeri girmemi işaret etti.

Kalbim korkuyla gümbür gümbür atsa da ben de gülümsedim. Kapıyı açıp içeri girdim.

“Ne vardı kızım?” dedi dinozor öğretmen. Sesi gırtlaktan gelircesine azıcık hırıltılıydı ama normal bir kadın sesiydi yine de.

“Özür dilerim öğretmenim ama kardeşim teneffüse çıkmayınca merak ettim” dedim.

Tontiş’in Ceratosaurus dediği öğretmen şen bir kahkaha attı. “Ah, tabii biz masala dalınca teneffüsü falan unuttuk” dedi. “Kardeşinin adı nedir?”

Korkmuş çocuklardan birini daha içeri girdiğim sırada gözüme kestirmiştim. “İşte orada” dedim. “Birkaç dakika onunla görüşebilir miyim?”

“Tabii” diyerek kalın bileğindeki saate baktı dinozor öğretmen. “Biz de birkaç dakikalığına da olsa teneffüs yapalım diyecektim ama zamanımız dolmuş.”

Onun sözlerini beklermiş gibi Hababam Sınıfı filminin şen melodisi sardı okulu. Sınıflarına koşturan öğrencilerin ayak sesleri karıştı araya.

Dinozor öğretmen bana “Siz kardeşinle konuşun kızım, beş dakikanız var” dedikten sonra öğrencilerine döndü. “Biz de masalımıza devam edelim mi çocuklar?”

Öğrencilerin büyük kısmı coşkuyla “EVEEEET!” diye bağırırken kardeşimmiş gibi davrandığım çocuğa yaklaşıp sordum: “Azıcık dışarı çıkalım mı?”

İtiraz etmeden kalktı. Elini tuttum. Yavaş adımlarla yürüyüp sınıftan çıktık. Kapıyı kapadığım anda ufaklık ağlamaya başladı. Bizimkiler hemen eğilip çevresini kuşattı. Yatıştırıcı sözler söylemeye başladılar.

Ama çocuğun susmaya niyeti yoktu. “Eve gitmek istiyorum” diyerek ağlamayı sürdürdü.

Önünde diz çöktüm. “Tamam ablacım, geçti” dedim.

Boynuma sarıldı. “Korkuyorum” dedi fısıltıyla.

“Öğretmeninden mi?” diye sordum.

“Evet” dedi. “Dinozor oldu. Eve gitmek istiyorum.”

“Arkadaşların da korktu mu?” diye sordu Çatçut.

“Başta hepimiz korktuk ama sonra onlar alıştı.”

“Alıştılar mı?” dedi Tontiş şaşkınlıkla. “Nasıl alıştılar ki?”

Ufaklık “Bilmem” dedi burnunu çekerek.

“Öğretmenin nasıl değişti?” diye sordu Çeçe.

“Tahtaya bir şeyler yazıyordu. Geriye bir döndü, dinozor olmuş. Biz hepimiz çığlık attık.”

“Sonra ne oldu?” dedim merakla.

“Sonra yavaş yavaş herkes alıştı işte.”

Ayağa kalktım. Ufaklıktan biraz uzaklaşıp bizimkileri yanıma çağırdım. Küçük bir çember oluşturup konuşmaya başladık.

“Böyle bir şey neden olur? Fikri olan var mı?” diye sordum.

Tontiş “65 milyon yıl önce nesli tükenen bir türden söz ediyoruz” dedi. “Başka bir hayvan söz konusu olsa, ters giden bir deney falan derdim belki ama…”

Devam etmeyince sordum: “Ama?”

“Aması şu: deney bile olsa çocukların duruma bu kadar çabuk adapte olması tuhaf.”

Evet, gerçekten de öyleydi.

“En iyisi okul çıkışı Profesör Çelikçomak’a uğramak” dedi Çeçe. “Belki onun bazı fikirleri olur.”

Profesör Çelikçomak’la yerçekimi hırsızını yakalamaya uğraşırken tanışmıştık. Sonra da gide gele samimiyetimiz iyice ilerledi. Evini laboratuvar olarak kullanan, Einstein gibi beyaz ve karmakarışık saçları olan yaşlıca bir bilim insanıdır kendisi. Yuvarlak çerçeveli şişe dibi gözlüklerinin ardındaki açık mavi gözleri küçücük görünür. Üstünde beyaz bir doktor önlüğü, bacaklarında da dikine mavi-beyaz çizgili pijama vardır hep. Bana sorarsanız dışarı bile öyle çıkıyor.

“Tamam” dedim Çeçe’ye. “Çıkışta servislere binmiyoruz. Profesör’e gidiyoruz.”

Bizimkilerle anlaşınca ufaklığa döndüm. Sınıfının kapısına boş gözlerle bakıyordu.  

Yanına gidip sordum: “Hâlâ korkuyor musun?”

Yüzüme şaşkınlıkla bakıp “Neden korkacağım ki?” diye sordu.

“Az önce korkuyordun ya” dedim. “Hani öğretmenin dinozor olunca…”

Sözümü kesip “Hiii! Sakın bir daha o sözü söyleme!” dedi. “Çok ayıp.”

“Ayıp mı?”

“Ayıp tabii. Annem söylemişti. Dinozor demek ayıp, dinoinsan dememiz gerekiyor.”

Şaşkınlıkla bizimkilere baktım. Olup biten bu acayiplikler hakkında yanıt değilse de bir fikir kırıntısı istiyordum. Oysa en az benim kadar şaşkın görünüyorlardı.

Küçük çocuk bana dik dik bakarak “Neden beni dışarı çıkardın ki” diye terslendi. “Masalı kaçırdım.”

Bir şey dememe fırsat bırakmadan kapıyı açıp sınıfa koştu. Coşku dolu görünüyordu.

Arkasından boş boş baktık…

Bir Cevap Yazın